E-dergi
e-dergi

Tuncer Çakmaklı: “Yapıya rastgele bir kılıf geçirilmemeli!..”


Kasım - Aralık 2010 / Sayı: 29

Cephenin işlevinin öncelikle içinde yaşayanları korumak olduğunu söyleyen Mimar Tuncer Çakmaklı, “Bir kamusal yapıda veya tapınakta sanatsal yönüyle bir takım formlar denenebilir, buna rağmen her yapıda moda olan formlarla yapıyı oluşturmak büyük hata olur. Yapılar uzun vadeli düşünülmeli. Cephe, giysi gibi bir anda çıkarılabilecek bir şey değil. 1500 yıl ömür biçtiğiniz bir yapıya rastgele bir kılıf geçiremezsiniz!” diyor...

Yüzyıllar içinde insanların temel ihtiyaçlarının çok da değişmediğini dile getiren Mimar Tuncer Çakmaklı (Tuncer Çakmaklı Architects), “Giyimde nasıl modalar varsa, mimaride de modalar oluyor. Bu kapsamda aklının değil de ‘şarlatanlığın’ peşinde koşan mimarlar çoğalıyor. Mimarların kolayca insanları aldatacağı durumlarla karşılaşılabiliniyor. Formlarla cephe yaratmanın çok büyük bir mekansal anlamı olamaz. Cephenin işlevi öncelikle içinde yaşayanları korumaktır.” diyor. Diğer işlevinin de duygusal tatmin sağlamak olduğunu söyleyen Çakmalı, bir kamusal yapıda veya tapınakta sanatsal yönüyle bir takım formların denenebileceğini, buna rağmen her yapıda moda olan formlarla yapıyı oluşturmanın büyük hata olacağını vurguluyor. Yapıların uzun vadeli düşünülmeleri gerektiğini belirten Çakmaklı, “Cephe, giysi gibi bir anda çıkarılabilecek bir şey değil. Örneğin 1500 yıl ömür biçtiğiniz bir yapıya rastgele bir kılıf geçiremezsiniz. Binanın işlevi değişebilir, moda değişebilir... Ayasofya kiliseydi, sonra cami, sonra da müze oldu. Binaların durmadan cephesiyle, formuyla oynanmamalı. Elbiseyi giyip çıkarırsınız; modadır. Ama mimarlıkta bu yoktur, bunu yapanlar da ancak şarlatanlardır.” ifadelerini kullanıyor.
Doğal kaynakların azaldığını, dünya nüfusunun ise çoğaldığını hatırlatan Tuncer Çakmalı, bu kapsamda mimarlar olarak görevlerinin, insanlara eşit bir yaşam ortamı sağlamak olduğunu söylüyor ve şu yorumlarda bulunuyor: “Bu ortam yaratılırken de azalan doğal kaynakların mantıklı kullanılmasını sağlayacak çözümlere yönelmemiz gerekiyor. Ana düşünce, insanların iyi korunacağı, ihtiyaçların karşılandığı, kaynakların verimli kullanıldığı binalar inşa etmek olmalı...” 

Türkiye’de “eleme” yapılamıyor
“Mimar olmak demek, Mimarlık Fakültesinden mezun olmak ve müşteri bulup iş yapmış olmak değildir. Mimarın insan sağlığına karşı, topluma karşı ciddi sorumlulukları var. Türkiye’de hak etmeden bu sıfatı alan çok insan bulunuyor. Biz başka mimarların veya mimar gibi geçinenlerin takipçisi değiliz. O değerlendirmeyi ve elemeyi toplum yapmalı. Ama Türkiye’de bunun yapılamadığı ortada. Bu elemeyi yapan ülkelerin ise nerede olduğu belli. Çinliler bile mimarlık alanında bizden daha iyi bir konuma geliyor... Çok akıllı şekilde doğruları buluyorlar. Kopya ederek başladılar ama zaman geçtikçe kendi doğrularını bulup uygulamaya geçirdiler. Yurt dışında projelerde akustik uzmanından yapı fiziği uzmanına kadar birçok uzman yer alır. Türkiye’de bu alanlara fırsat tanınmadığı için gelişme de sağlanamıyor. Yetenekli insanlar da üniversitedeki ders mahiyetinin dışına çıkamıyorlar...”

Piyasada sahte değerlere yer veriliyor
“Türkiye’de son dönemde bir ‘değer’ olduğuna inandığım yapılar yok diyebilirim. Eğer böyle bir değer varsa zaten dünya onu görür. Yurt dışından gelen ziyaretçilerimize eski yapılarımızın dışında gösterebileceğimiz yapılarımız mevcut değil. Bizdekiler zaten yurt dışında benzerleri yüzlerce olan yapılar. Öğrenip, sonra üstüne bir değer kattığımız yapılarımız yok. Öyle olsaydı dünya literatürüne girmemiz gerekirdi. Bizim müteahhitlerimiz çok ileride. Türk müteahhitleri artık dünya çapında marka oldular. Ama Türk mimarların isim olduğunu söyleyemeyiz. Nasıl uluslararası çapta bir sanatçımız yoksa, mimarımız da yok. Uluslararası kabul görmek çok farklı bir durum. Mimar Sinan bunu başardı. Bu genlerle alakalı  değil, toplumsal yapımızla alakalı. Gerçek değerlere değil, sahte değerlere piyasada yer veriyoruz. Bu kadar çok konutun üretildiği bir ülkede çok farklı yerlere gelmemiz gerekiyordu...”

Mimarlık fantastik bir ilham değildir
“Okullarımızın ekonomik ihtiyaçları sağlanamıyor. Şu anda Türkiye’de mimarlık eğitiminin dünya standartlarında yererli olduğunu düşünmüyorum. Problem öğrencilerde değil, eğitim sistemiyle ve personelle alakalı. En büyük arzumuz, toplumun doğru mimarları bulması. Mimarlık çok acele yapılacak bir iş değil. Ben 17 sene boyunca üniversitelerde ders verdim. Hiçbir yerde çalışmadan okullardan mezun insanlar proje üretiyorlar, iki gün sonra da yerlerini başkaları alacak. O zaman toplum da istediği karşılığı alamayacak. Bir takım gruplar bu genç beyinleri kolay tecavüz edilir beyinler olarak görüyor. Herkese istediklerini yaptıramazlar. Avrupa ve dünyada bilgiye değer verildiğinden yatırımcı, ikna olmak için kapısını kendi açıyor. Türkiye’de ise tam tersi. Bir iş üretme, kazanma sevdasında olan gençler, beyinlerine tecavüz ettiriyorlar. Bir işe de yaramayacaklar çünkü iki gün sonra onların yerine başkaları gelecek. Mimarlık fantastik bir ilham değildir, uzun yılların tecrübesi gerekir...”

Detayların maketlerini yapmak zorunda kalıyoruz
“Türkiye’deki en büyük problem kalifiye eleman eksikliği. Avrupa’da sıvacı bile meslekle ilgili bir okuldan mezundur. Ya da bu zafiyeti mimar veya mühendislerle telafi etme imkanı vardır. Fakat Türkiye’de proje sahibi olarak sürekli takip etmeniz, mevcudiyetinizi sürekli göstermeniz gerekiyor. Kalifiye olmayan, bir planı okuyamayan, detayları anlayamayan insanlar bile bildiklerini okuyabiliyorlar. Hatta bazı detayların bire bir maketini yapmak zorunda bile kaldım. Türkiye’de tasarlamanız yeterli olmuyor. Sürekli takip etmezseniz işler doğru yürüyemiyor. Bunu yapmazsanız da işin külfeti ağır oluyor. Bu büyük bir problem. Müşterilerin de bunu bilebilecek kişilerden hizmet alması lazım. Mimarlık çok ciddi bir iştir.”

Seçim daha da zorlaşacak
“Yapı malzemelerinde çeşitler çok arttı. Neredeyse tüm dünya piyasası elinizin altında. Bu ürünlerin arasında iyiler de var, kötüler de var. Malzemeyi seçerken, mimar, o ürünün değerini bilmek zorunda. Bu da iyi bilgilenme ve sürekli güncel kalabilmeyle olabilir. Hem Türkiye’de üretilen malzemeler hem ithal edilen malzemeler açısından Türkiye yapı malzemeleri açısından tatmin edici bir noktada. Bu anlamda bir mimar için malzeme seçimi gün geçtikçe daha da zorlaşacak...”

Geri