E-dergi
e-dergi
Bu Sayıda

Senpa Tekstil A.Ş. Fabrika Binası


Senpa, İtalya başta olmak üzere Avrupa ve Amerika’nın üst düzey markalarına imalat yapan, yaklaşık 600 kişiye istihdam sağlayan bir tekstil şirketi.

Firmanın fabrikası İstanbul Kıraç’ta bulunuyor. Yaklaşık 25 bin metrekarelik bina 5 kattan oluşuyor. Mimari projesi Modern Mimarlık Ltd. tarafından yapılan fabrika bir yılda tamamlanmış.
Binanın cephesinde, gri ve siyah olmak üzere iki renkten oluşan blok malzemeler kullanılmış ve prekast beton, alüminyum menfezler ve silikon cephe olmak üzere üç çeşit kaplamaya yer verilmiş. Yapıda, Fibrobeton firmasının prekast giydirme sistemi tercih edilirken, silikon cephe sistemi ise Denge Cephe tarafından yapılmış. Kartek Demir tarafından imal edilen, uçak kanadı formundaki alüminyum menfezler ise özellikle kör cephelerin tamamını kaplıyor. Menfezler, dışarıdan cephe yüzeyinin görünmesine izin vermezken, içeriye günışığının girmesine engel olmuyor.

Alüminyum menfez sistemi ile silikon cephe sisteminin renklerinin aynı olduğunu belirten Modern Mimarlık ortaklarından Savaş Can Ekim Arslan, “Totalde iki renkle cepheyi tamamen çözmüş olduk. Binanın içi de dışı ile bire bir uyumlu. Bütün binada üç renk kullandık. Prekast giydirmelerde ve tavanlarda beton; menfezlerde, cam giydirmelerde ve zeminlerde binanın neredeyse karakteristik kimliği haline gelen gri (ral7016 kodu); duvarlarda da beyaz. Bu renkler dışında sadece dikkat çekmesi gereken bazı yerlerde endüstriyel sarı tercih ettik” diyor.

Cephe formu, firmanın gücünü yansıtıyor
Fabrikanın entegre bir tesis olduğunu belirten Arslan, “Hammadde iplik olarak giriyor ve ihracata hazır mamul olarak çıkıyor. Bu durum da bizleri cephe formu ve malzemelerinin seçimlerinde firmanın gücünü ve kapasitesini yansıtmaya yöneltti” ifadelerini kullanıyor.

Binanın 2008 yılı sonunda teslim edildiğini söyleyen Arslan, “Yapımı yaklaşık dokuz ay sürdü, ancak firma yerleştikten sonraki düzenlemeleri de göz önünde bulundurursak bir yılda tamamlandı diyebiliriz. Proje süresince çalıştığımız firma ve taşeron grupların desteklerini saymazsak, yaklaşık altı kişilik bir ekiple çalıştık” şeklinde konuşuyor.

Savaş Can Ekim Arslan, şöyle devam ediyor: “Bina izlenim itibariyle biraz ikonik bir yapı. Ama bu demek değil ki yükselen sürdürülebilirlik anlayışına karşıyız. Biz ekip olarak, diğer projelerimizde de karışık formlar, detaylar, farklı malzemeler, grift hareketler yerine daha yalın, daha sade, gözü yormayan malzemeler kullanıyoruz. Bu projede de böyle yaptık. İki ana renkten (gri ve siyah) oluşan blok malzemeler kullandığımız için binanın formu, bir heykel gibi, taştan yontulmuş gibi görünüyor.”

Tonoz çatı, alüminyum menfezlerle gizlendi
“Bölgenin belediyesi projede tonoz çatıyı şart koştu. Bu nedenle tonoz çatı yaptık. Fakat dışarıdan baktığınızda bu tonoz çatıyı göremiyorsunuz. Cephenin önemli özelliklerinden biri de bu. Bina L şeklinde ve neredeyse tamamıyla dik açılı formlardan oluştuğu için tonoz çatı hoş görünmüyordu. Biz de aynı alüminyum menfezlerle tonozun üst kotuna kadar binayı sardık. Böylece tonoz çatıyı kapatmış olduk. Çatıyı, çelik konstrüksiyon üzerine klasik kenet çatı sistemi ile İsomet firması yaptı.”
“Binanın bir diğer dikkat çeken özelliği, girişinde yer alan 320 metrekarelik süs havuzu. Ziyaretçiler bu havuzun 25 cm üzerinde bulunan 4 metre genişliğinde, 24 metre uzunluğunda bir köprü üzerinden geçerek giriş ve karşılama bölümüne ulaşıyor. Havuzun bodrum kat izdüşümünde iplik ve kumaş depoları yer alıyor. Havuzun imalatı, hem ağırlığı nedeniyle hem de yalıtım açısından en çok zorlandığımız imalat oldu. Su yalıtımı problemini Remmers’in Almanya’dan getirttiğimiz ürünüyle çözdük. 1/1000 esneme oranına sahip, püskürtme tekniği ile sürülen bir malzeme. Bu konuda da binanın tamamında destek aldığımız Sudursun İzolasyon firmasından yararlandık. Ancak bu zor ve riskli imalatın proje ve uygulamaları Sankurt Havuz’a ait.”

“Isı yalıtımı konusunda ise bütün prekast giydirmelerin iç çeperlerinde cam elyafı, duvar yüzeylerde ise polistren köpükler kullanıldı.”

“Binanın arka cephelerinde alüminyum menfezler kullanıldı. Cepheye diagonal bir açıyla yerleştirilen ve böylece ışığın içeri girmesine izin verirken, içerisinin dışarıdan görünmesine engel olan menfezler, binadan yaklaşık 65 cm mesafeye galvanizli çelik konstrüksiyonla taşındı. Binadan çıkan havalandırma kanalları, buhar çıkışları, çatıdan inen yağmur drenajları, bazı iç bölgelerde lokal olarak kullanmak zorunda kaldığımız klima dış üniteleri, bir kısım kuvvetli ve zayıf akım kabloları gibi görünmemesi gereken öğeleri, bu 65 cm’lik mesafede gizlemiş ve görselliği geri kazanmış olduk. Binaların kör cepheleri genellikle yatırım maliyetleri ve imalat süreleri gözetilerek, mantolama, sıva ve boya yapılıyor. Sıva ve boya ülkemizde yaygın olmasına rağmen aslında çok da hesaplanmayan maliyetleri var. Bir süre sonra yeniden bakım ister, bina oturdukça sıvada çatlaklar, özellikle geniş ve homojen yüzeylerde daha çok göze batan istenmeyen pürüzler oluşur. Bu da ikinci, üçüncü (ucu açık) maliyetler gerektirir. Biz bu bölgelerde menfezler kullanarak bu sıkıntıyı da gidermiş olduk. Malzemenin alüminyum ve statik boyalı olması hem pastan korudu, hem de binada çok önem verdiğimiz, hatta aynı renk koduyla bina içerisinde müşteri ve personel kullanımına açık bir kafeterya da yaptığımız RAL 7016 gri rengini de kazanmamızı sağladı.”

Cam cephede yatayda 3, dikeyde 1 metrelik camlar kullanıldı
“Yaygın bir kullanımı olan silikon derzli cam cephe sistemleri, gerek uygulama kolaylığı gerek taşıyıcı öğelerin statik yüklerini azaltmak ve aynı zamanda da iç bölmelerin çokluğu sebebiyle (camın ortasından duvar bölemezsiniz) yatayda ve düşeyde sık kayıtlar kullanılarak imalatı yapılıyor. Fakat biz bu projede her biri (cephe proporsiyonlarına bölünerek) ortalama yatayda 3 metre, düşeyde 1 metre ölçüler kullandık. Bu ölçüler imalatta ve montajda bizi zorlasa da kazandığımız yatay derzler binanın olduğundan daha yüksek, yatayda da daha akışkan bir form kazanmasını sağladı. Daha önceki projelerimizde de benzer ölçüler kullanmıştık. Her ne kadar açılır kanatların manuel yükleri fazla olsa da son kullanıcılardan olumsuz dönüş almadık. Dolayısıyla aldığımız sonuçtan memnunuz.”
“Cephenin dikkat çeken detaylarından biri de giriş kapısı. 8 metre yüksekliğinde 2 adet 1,5 metrelik açılır kanat ve bunların solunda bulunan yine 1.5 metre enindeki sabit kanat. Tabi, kapı doğal olarak pnomatik sisteme entegre edilmiş lazer algılayıcılarla açılıyor. Teknik ekip dışında manuel olarak açmak mümkün olmadığı gibi, dijital şifre ile de koruma altına alındı. İmalatı en zor konulardan biri de bu oldu. Müellifler ve firma içerisinde, uygulanamaz olduğu öngörüldüğü için tartışma yaratan bu sistemin, projeleri tarafımızdan çizilip, mekanik imalatı Kartek Demir, pnomatik pistonlar ve stop ekipmanları imalatı Tekmaksan, elektronik kontrol ve şifreleme sistemleri YK Elektrik tarafından çözüldü.”
“Havuzun üzerinde bulunan köprüyle geçilerek girilen bu ana giriş kapısı ile birlikte binada değişik kotlarda yerleşik toplam 21 adet giriş ve çıkış var. Genellikle girişlerde, yağmur kaynaklı cephe sularından korunmak için saçak yapmak yerine, o alanları binanın içine sokarak cephede hakim olan rijit formları bozmadık. Bu bize bahsettiğim net ve kütlesel formları kazandıran önemli bir detay.”
“Binanın çevre duvarlarını bölen, yine Kartek Demir imalatı olan, elektrikli ve elektronik sistemleri Keypenk firması tarafından çözülmüş üç adet sürme kapı var. Araç giriş kapılarının her biri 13 metre genişliğe, eğimli yol kotuna göreceli olarak değişen ortalama 2 metre yüksekliğe ve 24 cm et kalınlığına sahip. Bu ağırlığa ve ölçülere sahip çelikleri sürekli harekete hazırlamak da bizi zorladı. Duvarların ve sürme kapıların bütün korkulukları, bayrak direkleri, kapı kolları, menfezleri, çevre duvarları üzerinde bulunan korkuluklar, lazer kesimle birbirine giren artı (+) formunda çelik kullanılarak imal edildi.”

Çevresine yön veren bir yapı
“Mimari yaklaşımlarda, tasarlanan yapının çevresindeki unsur ve öğelere uyumlu olması, aynı kültür ve dokuyu yenilenme ile birleştirerek daha köklü bir hale getirmesi, güçlendirmesi ve dolayısıyla değere katkıda bulunarak hem komşusunu hem kendisini hem de izleyici dediğimiz, yapıyı kullanmayan ama görselliğine şahit olan kişide absürt bir izlenim bırakmaması kabul görür. Senpa projesinin bulunduğu bölge, bir cephesinde varoşları, bir cephesinde endüstriyel gelişimi, bir cephesinde ise şehrin o parsellerinin kimliğini taşıyan karışık ve gelişime açık bir dokuya sahip. İşte bu dokuyu ve firmadan kaynaklanan gücü birleştirdiğinizde belki çevresiyle uyumsuz ama o çevreye yön ve amaç veren bir yapı ortaya çıkıyor. İnşaata kadar boş olan parsellerin bina bitimi sonrası dört tarafının yatırımlarla dolması bir işaret olsa gerek.”

Geri