E-dergi
e-dergi

Aytaç Manço: “Türkiye’nin birkaç Kuşağa daha İhtiyacı Var!..”


Eylül - Ekim 2010 / Sayı: 28

Türkiye’deki yapı malzemelerinin birçoğunun “outlet” düzeyinde, “harcı alem” ürünler olduğunu vurgulayan Mimar Aytaç Manço, “Modayı önce Milano ve Paris gibi yerlerde stilistler, büyük moda evleri yaratır. Sonra bunları aristokratlar, varsıllar giyer ve zaman geçtikçe piyasaya düşer; sokak aralarındaki butiklerde, outlet mağazalarında satılır. Bizdeki yapı malzemelerinin çoğunluğu da böyle... Yeteneksiz ne kadar mimar, uygulamacı, yüklenici varsa, söz konusu yeni malzemelere yüklenip, farklı binalar yaptıklarını zannediyorlar. Yapılanlar da aslında bir şeye benzemiyor...” diyor.


Nişantaşı’nda son dönemde çok sayıda alçı kabartmalı veya laminatlı binanın yapıldığını ifade eden Manço, belirli merkezlerdeki binaların uzun süreli ve kalıcı olması gerektiğini savunarak, “On sene sonra dökülecek malzemeleri, mimarların ya da genç heveslilerin kullanmasındaki mantığı anlayamıyorum. Türkiye bunu çok yaşadı... 50’li yıllarda betebe çıktı ve birçok mimar betebeyi kullandı. Hatta en güzel betebeli bina yarışması yapıldı. O betebeler zamanla döküldü, Işık Lisesi’nde bir kişi hayatını kaybetti. Yirmi sene bile dayanamadılar. Sonra cephelere dünyanın en pahalı mermerleri yapıştırılmaya başlandı. Granit cepheye yapıştırılır mı? Bunlar da patır patır düştüler, insanlar öldü, yaralandı...” ifadelerini kullanıyor.
Cephedeki kartonpiyerlerin de kendisine itici geldiğini vurgulayan Aytaç Manço şu yorumlarda bulunuyor: “Zamanında Rum veya Ermeni ustaların döküm olarak yaptıkları o şeyleri sen kalk içi boş, plastik ya da fiber alçı karşımı yap; zaman geçtikçe çatlasın, dökülsün, kirlensin... Böyle maskaralıklara hiç tahammülüm yok. Doğma büyüme, Nişantaşılıyım. Nişantaşı’nda bunlarla karşılaştığım zaman içimden elime çekici alıp kırmak geliyor. Büyük haksızlık... O güzelim binayı yeniden yorumlamak böyle mi olmalı? Seçkin kentlerde belediyelerin estetik kurulları oluşturulmalı ve her şeye izin verilmemeli.  Almanya ve İngiltere’de caddelerde, belki monoton sayılabilecek cepheler var ama hepsinde aynı malzeme kullanılmış, binalar aynı şekle sahip, aynı hizada. Türkiye’de ise birisi mavi, birisi granit, bir diğeri alçı... Bu olumsuzluklar, kentli kimliğine tam olarak geçilememesinin sonuçları...”  

Yapı malzemelerinde süreklilik yok!..
“Avrupa’da neredeyse konut etkinliği bitti. Dolayısıyla üreticiler Türkiye gibi konuta gereksinim gösteren ve zenginleşen ülkelere yoğunlaştılar. Avrupalı firmalar artık kendi ülkelerinde satamadıkları malzemeleri bu ülkelere pazarlıyorlar. Dolayısıyla Türkiye’de ciddi bir yabancı malzeme akını yaşandı. Yaratıcı yatırımcımız pek olmadığı için söz konusu malzemeleri bilinçsizce üretmeye-satmaya çalışan birçok firma ortaya çıktı. Bunların içinde iyi olanlar da var, kötü olanlar da var, sonunda batacak olanlar da var. Doğru ürün getiren ve bunu doğru pazarlayıp, arkasını getirip bakımını yapan firmalar yaşamını sürdürebilecek. Birçok malzemeyi iki sene sonra bulamayabiliyorsunuz ve yapıdaki herhangi bir hasarı tamir etme şansınız kalmıyor. Bu çok kez başımıza geldi. Yirmi yaşındaki aracıma hala parça bulabiliyorsam, o seramiği de, boyayı da bulabilmeliyim. Türkiye’de süreklilik yok....”

“Işık-gölge” çok önemli
“Dünyada, Taç Mahal’i görenler ve görmeyenler olarak iki tür insan varmış... Ben görenlerdenim. Gidip elimi o beyaz taşlara dokundum. Çok kötü bir işçilik, kötü bir beyaz mermer, ama binaya yüz metreden baktığınızda dünyanın en güzel binası. Işığı, kendi bünyesindeki o doluluk boşluklarda yarattığı gölgelerle yansıtması ve gölgelendirmesiyle bundan daha güzel bir yapı bulmak hakikaten çok zor. Bunda güneşin etkisi çok büyük. Güneşin olduğu bir yerde, derinliği olan, sert gölgelerin oluştuğu beyaz bir yapı çok hoş duruyor. İsveç, Danimarka ve Hollanda gibi sisli puslu havanın hakim olduğu, gri bir gökyüzüne sahip bölgelerde ise binalar o mistik havayı dağıtmak için rengarenk ve olabildiğince canlı yapılıyor. Dolayısıyla bulunduğu yerin doğası, ışığı ve güneşine uyumlu yapılar yaratan mimarları beğeniyorum. Bunların başında da Le Corbusier geliyor. Alvar Aalto da takdir ettiğim mimarlardan... Aalto’nun Finlandiya’daki, o doğayla, ağaçlarla bütünleşmiş yapıları çok hoş. Işık, gölge mimarisi bence çok önemli...”

Birkaç kuşağa daha ihtiyacımız var
“Devletin başındaki kişilerin yıllardır Osmanlı ve Selçuklu mimarisine karşı bir söylemleri oluştu. Özellikle Karadenizli mimarlar İstanbul’un her tarafında kemerli balkon üstleri, kemerli pencereler vs. yapmaya başladılar. Önce gülüyorduk, ama sonra çoğaldı, azmanlaşmaya başladı. Boyutlar büyüdü. Belediyeler beldelerine sahip çıkmalı ve ‘Bu senin binan olsa da yapamazsın!’ diyebilmeli. Türkiye’nin birkaç kuşağa daha ihtiyacı var, söz konusu binalar zaten yıkılacak. Yani öyle bir kuşak yetişecek ki bunları görmeye tahammülü olmayacak. Köylülükle kentlilik arasında elli yıldır bocalayan Türkiye bunları yaşamaya mecbur. Ama yaşananların yararı da var; bakın arabesk bitti, Türk popu geldi. Türk popunda şimdilik tek sesli ‘çocuk şarkıları’ ağırlıkta olsa da, çok sesli melodiler çıkmaya başlayacak. Yani her şey daha iyiye gidecek...”

Bilinçsizlik tepeden başlıyor
“Yapının çatısı veya cephesi farklı yorumlanması gereken unsurlar değil. Bir mimaride çatı-cephe ayrımı diye bir şey olmayabilir. Cepheyi kapladığınla çatıyı, çatıyı kapladığınla cepheyi kaplayabilirsin. Birçok iyi mimar aynı malzemeyi kullanıyor. Güzel mimari yapmak demek, çok pahalı malzeme kullanmak anlamına da gelmiyor. Bunu mimarların ve müteahhitlerin dikkate alması gerekiyor. Maliyetlerin azaltılması lazım, alıcı da kazanmalı. Bilinçsizlik, tepelerden başlayıp aşağılara doğru yayılıyor. Türkiye böyle gitmeyecek. Ülkeyi hep lümpen gruplar yönetmeyecek. Yeni kuşaklar geliyor. Gençler yurt dışında eğitim görüyorlar, dünyayı görüyorlar, dil biliyorlar. Gördüklerini de getirecekler. Herhalde Suudi Arabistan’dan felsefe getirmeyecek; o saçma sapan Dubai yapılarını yaptırtmayacaklar...”

AYTAÇ MANÇO’NUN
PROJELERİNDEN BAZILARI...

Ak Plaza
Konum: İstanbul / Türkiye
Alan: 38.000 m²

Dolapdere’nin kentsel dönüşümünde Bilgi Üniversitesi’nin ardından ikinci bir adım olacak proje, bir ofis kompleksi. Bina 2 blok ofis kütlesi ve bunları ayıran bir atriyum boşluğu ve ortak hacimleri içeren bir servis bloğu olarak tasarlanmış. LEED sertifikası alması planlanan binanın cephesinde, binanın baktığı yönlerin iklim, güneş ve manzara yönünden farklılıklarını vurgulayan; malzeme, doku ve doluluk-boşluk olarak zıt cepheler var. Bu anlamda gecekondu bölgesine bakan kuzey batı cepheleri olabildiğince sağır ve kunt; manzara ve yeni yola  bakan güney ve doğu cepheleri ise saydam ve hafif karakterde düşünülmüş. Sonuçta bina kütlesi saydam ve sağır L yüzeyler ile sarılmış olacak.
Orta blokta oluşturulacak kapalı ve açık iç bahçeler ile teras katının üzerinde yeşil çatı ve ağaçlandırmalar ile kent özelinde zeminde oluşturulamayan doğal doku, binanın ayrılmaz bir parçası haline getirilecek. Bina kullanımı için vazgeçilmez bir zorunluluk olan güvenlik duvarı ise olabildiğince yeşil ve şeffaf bir ayırıcı ile çözülerek sevimsiz bir “kale duvarı” etkisi azaltılacak, binanın çevresini “aşağılayan ve iten” değil, tam tersine “değer katan ve sahip çıkılan” bir kimliğin oluşturulması sağlanacak.
Cepheler güneşe göre farklılaşan bir karaktere sahip. Cam cephelerde, güneşin yönüne göre sıklığı artan ve azalan güneş kırıcı bir katman oluşturulmuş. Giydirme cephenin seksen santimetre önünde güneş kırıcılarla bir ızgara bulunacak. Güney cephesinde en yoğun olan bu doku, kuzeye doğru seyrekleşecek. Güneş kırıcının diğer önemli bir işlevi de cephe temizliğinde yarattığı çözüm... Güneş kırıcılar, cepheye bir insanın yürüyebileceği uzaklıkta monte edilecek. Güneş kırıcılar, her katta kat döşemesine kedi yollarıyla bağlı ve bu güneş kırıcılar kedi yollarının korkuluğu haline dönüşecek. Dolayısıyla cephe temizliği için vinç veya iskele kurulumuna gerek kalmayacak. Güneş kırıcılar, açıktan koyuya doğru giden mavi bir tonda.

Benetton Karma Kullanım Binası Yarışma Projesi
(XII. Ulusal Mimarlık Sergisi Proje Dalı Ödül Adayı)
Konum: Tahran / İran
Alan: 11.500 m²

Proje, Benetton firmasının İran’ın Tahran kentindeki arsasında ticaret, ofis ve konut işlevlerini içeren karma kullanımlı bir yapı yaptırmak amacıyla açtığı uluslararası mimari tasarım yarışmasına sunulmuş. Tasarım, kentin kendine özgü şartlarına uygun enerji etkin çözümler aranarak geliştirilmiş. Hava filtreli ve güneş kırıcılı çift cephe, doğal aydınlatma ve hava dolaşımı sağlayan atriyum, çatıdaki PV paneller ve güney cephesindeki PV camlar, yeşil çatı örtüsü, her bölümü gün ışığı alabilen 10 metreden az derinlikte ofis katları gibi tasarım özellikleriyle enerji tüketiminin en aza indirgenmesi amaçlanmış. Şartnamede en üst katta yan yana istenen konutlar, Elburz Dağları manzarasına yönelik olarak kuzey cephesinde birden çok katta üst üste çözülmüş. Taşıyıcı sistem olarak, betonarme bodrum katlar üzerinde İran’da sıkça kullanılan, geri dönüştürülmüş çelik sistem, cephe ve zemin kaplama malzemesi olarak da yerel İran graniti önerilmiş.

Green 360 Loftlar Yarışma Projesi
Konum: Lima / Peru
Alan: 16.800 m²

Proje, Spazio + Pissano firmasının Lima’da bir golf sahasına bakan eğimli bir arazi üzerinde yapacağı, biri köşe, diğeri normal iki farklı tipte, sekiz adet “loft kulesi” için açtığı uluslararası mimari tasarım yarışmasına sunulmuş. Yapı kütleleri, istenen boyuttaki kat oylumlarının, üst üste konulduktan sonra kazı işini en aza indirmek için arazi eğimine uygun olarak dönüştürülmesi yoluyla biçimlendirilmiş. İki tip yapıda da giriş kotunda yarı açık bir garaj, en üstte ve altta birer dubleks, arada da iki sempleks daire olmak üzere, her biri ayrı planlara sahip dört değişik loft ortaya çıkartılmış. Taşıyıcı elemanları en aza indirgeyerek plan esnekliğini artırmak için betonarme temel ve perde duvarlar üzerine oturan çelik taşıyıcı sistem önerilmiş. Her loft, üç ayrı bölgenin birleşimi olarak planlanmış.

Moulin Rouge Dans Okulu Yarışma Projesi
Konum: Paris / Fransa
Alan: 5.075 m²

Proje, Moulin Rouge tarafından, kurumun Paris’teki yapısının hemen yanındaki arsa üzerinde yer alacak dans okulu için açılan uluslararası mimari tasarım yarışmasına sunulmuş. Tasarım sürecinde, görsel aykırılığı ile özgün Moulin Rouge’u öne çıkaran, ancak aynı zamanda konu ve konumun bağlamını yansıtan bir yapı hedeflenmiş. Gerek istenen geniş açıklıklı mekanları oluşturabilmek, gerekse  kent içindeki arsada yapım süresini en aza indirmek için betonarme bodrum katlar üzerinde yükselen çelik taşıyıcı sistem önerilmiş. Çelik sistemin bileşenleri çıplak bırakılarak bölgenin sanayi geçmişine, 19. yüzyıl anıtsal çelik yapılarına ve Moulin Rouge değirmeninin kanatlarına göndermede bulunulmuş. Doğal ışık gereksinimi olmayan oditoryumlar bodrum kata alınmış, tüm kamusal ve yarı kamusal alanlar bodrum, zemin ve 1. katta çözülmüş. İstenen “açık mekan”, çatı katında oluşturularak güneşlenme ve daha geniş Paris manzarası olanağı sağlanmış. Cepheyi sarmalayan metal ağın güneybatıdan gelen güneş ışığını süzmesi, aynı zamanda entegre LED aydınlatmalar ile sayısal görüntülerin yansıtıldığı bir dev ekran olarak işlev görmesi amaçlanmış.

Tokyo Moda Müzesi Yarışma Projesi
(XII. Ulusal Mimarlık Sergisi Proje Dalı Ödül Adayı)

Proje, Waseda Üniversitesi Sanat ve Mimarlık Okulu’nun Tokyo Moda Müzesi için açtığı mimari tasarım yarışmasına sunulmuş. Tasarım sürecinde programın gereksinimlerine yenilikçi çözümler getirirken, aynı zamanda moda olgusunun özgün niteliklerini yansıtan bir yapı amaçlanmış. Dikey müze sorununa, ziyaretçileri asansörler (zaman makinesi) ile en üst sergi katına çıkarıp daha sonra rampalar (zaman tüneli) ile aşağıya indiren bir dolaşım yolu çözümü getirilmiş. 1920’den günümüze moda dönemleri, en eskinin en üst katta bulunduğu, caddeye doğru indikçe güncele yaklaşılan bir düzende sıralanmış. Sergi ve dolaşım alanların bölümlendirilmesinden, her katın belli bir döneme ayrılmasından, dönemler arası sınırlamalardan sakınılarak, sürekli ve akışkan bir sergileme alanı önerilmiş. Programda istenen 100 metrelik kule, iç dolaşımı yansıtacak biçimde, katların bağımsız olarak döndüğü ve çıkma yaptığı, devinen izlenimi veren, kıvrımlı bir kütle olarak tasarlanmış. Günışığından yararlanmak için tüm cephe, cam giydirme sistem ve onun dışında yer alan değişken yoğunlukta güneş kırıcı metal ağ dokusu ile sarılmış. Tek renk LED dış aydınlatma ile kulenin, Tokyo gecelerinin renk karmaşası içinde ayrışan dev bir “çoçin”e (geleneksel Japon kağıt lambası) dönüşmesi, tasarımın bir sonucu olarak ortaya çıkmış.

Carnaud Metal Kutu Fabrikası
Konum: Kocaeli / Türkiye
Alan: 25.000 m²

Çelik konstrüksiyon ve dış sandviç kaplamada kullanılan malzemeler ile çelik tonajı ve işçilikte ekonomik, dış cephede ise dayanıklı ve estetik çözümler elde edilmiş. Fabrika genel yönetimi ve ilgili teknik ve sosyal tesisler iki katlı olarak aynı yapı formu içinde tasarlanarak, genelde uygulanan üretim hangarı-yönetim binası ayrılığı ve aykırılığına akılcı ve olumlu bir çözüm getirilmiş. Zemin döşemesi ve temeller 20-30 metre derine inen kazıklara oturtulmuş ve çelik sistem bağlantılarında kaynak kullanılmamış. Bu sayede yapı, 1999 depreminde, fay hattı 80 metre yakınından geçtiği halde bölgede tek zarar görmeyen fabrika olmuş.

Danıştay Başkanlığı Hizmet Binası Yarışma Projesi
Konum: Ankara / Türkiye
Alan: 74.000 m²

Danıştay’ın en üst karar verici olarak temsil ettiği “yasalar ve onların tüm kişisel ve kurumsal ilişkileri düzenleyen kesin sınırları” kavramını yansıtmak, mimari tasarımda özgünlük kadar, enerji etkinliğini de ön plana alarak en ekonomik çözümlerle “yeşil” bir yapı oluşturulması amaçlanmış. Ana kitlenin keskin köşeli bir dikdörtgen prizma oluşu, durağan ağırlığı, her türlü dış etkenden koruyan zırhı ile ağırbaşlı ve güçlü bir koruyuculuk duygusu vermesi amaçlanmış. İç mekânlardaki ayrımlamalar, planlamadaki organiklik ve içine köprüler ile iç bahçeler yerleştirilmiş bol ışıklı atriyum ile hukuk kararlarının toplumsal, kültürel ve ekonomik değişimlere dönüşerek uyum sağlayabileceği, ancak taşıyıcı iskeletin simgelediği ana ilkelerin dışına asla çıkılamayacağı yansıtılmak istenmiş. Ağ ile çevrili çift cephesiyle Ankara’nın sert ve sıcak iklimine kapalı, kendi içinde kontrollü  iklim yaratan bir iç mekan amaçlanmış.  

Düzce Ticaret ve Sanayi Odası DTSO Hizmet Binası Yarışma Projesi
Konum: Düzce / Türkiye
Alan: 8732 m²

Yapı, cephesi çatı ile bütünleşen ünik bir kütle olarak ele alınmış. Tüm boşluk ve girintiler bu bütünlüğü bozmayacak biçimde tasarlanmış, cephelerdeki tüm dolu yüzeyler tek malzeme ile kaplanmış. Tarihte Osmanlı donanmasının kereste kaynağı olan Düzce’nin orman zenginliğine ve bölgedeki yerel ahşap mimari mirasa göndermede bulunarak, cephe kaplamasının dış ortama dayanıklı ve sürdürülebilir bir malzeme olan ısıl ahşap olması öngörülmüş. Cephelerde ısıl ahşabın dışında kullanılacak malzemeler cam, alüminyum doğramalar ve brüt beton ile sınırlandırılmış. Güney ve güneybatı cephesini 1. ve 2. katta saran bitkiler dışında herhangi bir süsleme unsurundan kaçınılmış, iç mekan kullanımını doğrudan yansıtan doluluk-boşluklar, kütle hareketleri ve ahşabın heterojen dokusu ile canlı bir dış görünüm elde edilmiş. Yapının çatısı, bölgenin yağışlı iklimi göz önüne alınarak eğimli olarak tasarlanmış; böylece yönetim katındaki meclis salonu, fuaye, meclis başkanı, yönetim kurulu başkanı odası ve bunlarla doğrudan ilintili mahallerde yüksek ve görkemli hacimler elde edilmiş. Meclis salonu ve fuayenin cephesi ve çatısı cam ile örtülerek bu mekanların kuzey yönünden gelen yumuşak gün ışığı ile aydınlanması sağlanmış.  
Güney ve güneybatı yönlerine bakan cephelerdeki cam yüzeyler önünde, yazın gelen sert güneş ışığı açısına uygun güneş kırıcı paneller oluşturularak, yaz aylarında aşırı ısınma ve parlamanın engellenmesi amaçlanmış. Cephe kaplaması ile aynı malzemeden olacak güneş kırıcılar, diğer cephelerde de dışarısı ile doğrudan görsel ilişkisi olması gerekmeyen mekanlar önünde sürdürülerek, cephe tasarımında bütünlük sağlanmış. Atriyum üzerindeki cam yüzeyin aynı zamanda hem güneş ışığından elektrik enerjisi elde edilmesini hem de yarı geçirgen dokusu ile sert ışınların süzülmesini sağlayan fotovoltaik cam olması öngörülmüş.

Geri