E-dergi
e-dergi

Bahçeşehir Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Eyüce: “Cepheler Yaşamsal Öneme Sahip!..”


Mart - Nisan 2007 / Sayı: 7

Cephelerin, enerji kaynaklarını sorumsuzca tüketmemesi gerektiğini ve bu nedenle yaşamsal bir öneme sahip olduğunu vurgulayan Bahçeşehir Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Eyüce, “Cephe tasarımlarına ‘sürdürülebilirlik’ kavramı yön vermeli” diyor...

Bahçeşehir Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Eyüce cephelerin, enerji kaynaklarını sorumsuzca tüketmemesi gerektiğini vurguluyor. Fosil kaynakların tükenmek üzere olduğunu ve hava kirliliğinin arttığını hatırlatan Eyüce, “Özellikle 1960’lı yıllardan sonra tasarlanan binaların çoğu enerjiyi yutuyor. Fakat cam teknolojisindeki gelişmeler sayesinde enerji kaybı bir nebze de olsa engellendi. Isınma ve aydınlatma konusunda enerjiden tasarruf etmemiz gerekiyor. Ayrıca işletme maliyetleri de denetim altında tutulmalı. Cephe tasarlarken estetik kaygıların yanında bu unsurlar da dikkate alınmalı. Günümüzde cephelerdeki dolu-boş (duvar-pencere) oranları yapı teknolojileri açısından istenilen ölçülerde yapılabilir ve sınırsız özgürlükler tasarımcılara sunulabilir. Yapı dış kabuğu olarak nitelendirilen cepheler yaşamsal öneme sahipler” diyor.

Cephelerin, yapıların hem doğal hem de kentsel çevre ile ilişkilendikleri bölümler olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ahmet Eyüce şöyle devam ediyor: “Yapıların ısınma, soğuma/serinleme, doğal ışık alma ve gürültü vb. özellikleri cepheler tarafından belirleniyor. Temel, çatı ve diğer elemanlar da önemlidir ama iç mekanların dış dünya ile ilişkilenmeleri yapı dış kabuğu aracılığıyla gerçekleşiyor. Cephelerin bir diğer özelliği ise aynı zamanda birer iletişim aracı olmalarıdır. Cepheler en azından yapıların gerçekleştirildiği dönemlere ait bilgiler iletirler...”

Sürdürülebilirlik kavramı cephe tasarımlarına yön vermeli
“Sürdürülebilirlik genel başlığı çerçevesinde ‘dayanıklılık’ ve ‘bakım-onarım giderleri’ konusu da oldukça önemli. Örneğin Behruz Çinici tarafından tasarlanan ODTÜ Mimarlık Fakültesi yapısı kırk yılı aşan kullanımına karşın brüt beton cephe yüzeylerine sahip olması nedeniyle sıva, boya ve badana gerektirmiyor. Ankara’daki Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi gibi birçok kamu yapısı da dış cephe kaplamaları nedeniyle sıva ve boya gerektirmiyor. Ben de bu ilkeden yola çıkarak ‹zmir Yüsek Teknoloji Enstitüsü Kampusu’nda ve diğer yapılarımda brüt beton ve pres tuğla yüzeyler kullanarak cepheler oluşturdum. Tüm yönleri ile ‘sürdürebilirlik’ kavramı cephe tasarımlarına yön vermeli...”

“Tasarım tavırları hem belirli bir zaman kesitinde farklılaşmalar gösteriyor hem de zamanın akışı içinde değişimlere uğruyor. Bu nedenle ‘eğilimler şu yöne gidiyor’ diye bir genelleme yapmak pek kolay değil. Giderek artan bir cam ve metal cephe eğilimi var. Ama kesin bir şey söylemek kolay değil. Hazır sıvalarda ve boya teknolojilerinde de izlenebilir gelişmeler yaşanıyor. Fakat yalıtımın giderek artan bir önem kazanacağı da kesin. Son çıkan malzemeler ve teknolojiler mimarın ufkunu zenginleştiriyor. Bazı inşaatlar artık tamamen kuru yöntemlerle yapılıyor. Bu bakımdan kompozit levhalar önem kazanmaya başladı...”

Kullanırken masraf açmayan cephe en iyi cephedir
“Ankara’nın cumhuriyet dönemi yapılarındaki sadelik hoşuma gidiyor. Boya ve sıva sevmiyorum. Hatta inşaat olabildiğince kuru metotlarla yapılmalı. Sökülüp takılabilmeli. Endüstrinin ürettiği çok çeşitlilikle yapı malzemeleri var. Herhangi bir malzemenin her koşulda gösterdiği performansı bilebiliyorsunuz. Yapı malzemeleri kullanıcıya masraf açmamalı. Kullanırken fazla masraf açmayan cephe en iyi cephedir...”

“Cephede brüt beton ve pres tuğlayı, daha doğrusu dayanıklı malzemeleri seviyorum. Kaplama yapılacaksa da taşı tercih ediyorum. Cama karşı nefretim olmamasına rağmen olabildiğince az kullanılmasından yanayım. Eşimle birlikte tasarladığımız Urla’daki üniversite kampusunda tamamen camla kaplı bir kafeterya gerçekleştirmiştik. Bütün adaları gördüğü için çevresini kaplamamıştık. Cam olmayan yerleri de brüt beton ve pres tuğlaydı. Sıvasız bina yapma hevesimizi orada gerçekleştirmiştik. Aynı kampusta yaptığımız diğer binalarımızda yine pres tuğla ve brüt beton kullandık...”

Cepheler, kent belleğinin en önemli öğeleridir
“Bina cepheleri kentin duvarlarıdır. Her yapının yüzeyi, kent mekanının iç yüzeyidir. Bu bakımdan cepheler çok önemli. Ayrıca bina cepheleri kent belleğinin de en önemli unsurlarıdır. Mesela bunun en güzel örneklerinden birisi Karaköy’deki Bankalar Caddesi. Bu caddedeki yapılar bir dönemin belgesidir. Cepheler sokağa bir karakter veriyor. Bina cepheleri açısından en hoşuma giden yer Bankalar Caddesi, Cihangir, Balat, Kurtuluş, Harbiye, Lüleci Hendek Sokak, Serdari Ekrem Sokak. Valikonağı Caddesi de hoşuma giden yerler arasında. Mesela Tarlabaşı’nda da inanılmaz bir mimari birikim var. Cephe açısından güzel yerlerden bir tanesi de Maçka. Cephe, ‘Burası ‹stanbul’ demeli. Fakat Mardin, Adıyaman ya da Bursa’nın yeni konut yerleşim yerlerinin hiçbirinin diğerinden farkı yok. ‘Yer’ çok önemli. Yapı dış yüzeyi ve ‘yer’ ciddi kavramlar. ‘Modern’ etiketi altında üretilen mimari, ‘yer’ kavramını önemsemedi; hatta yadsıdı. Uluslararası bir stil söylemi geliştirilmişti. Üniversal bir stilden bahsediliyordu. Halbuki şimdi ‘yer’ çok önemli...”

Sıhhileştirme
“Yerel yönetimler tarafından bir çok yerde kentsel dönüşüm ve cephe rehabilitasyon projeleri yürütülüyor. Kentsel dönüşümden ne istiyorsunuz, muradınız ne? Dönüştürürken neye dönüştürüleceği  ve içinin nasıl doldurulacağı önemli. ‹yi ya da kötü herkes başka anlamlarla dolduruyor. Tehlike de biraz oradan kaynaklanıyor. Mesela son dönemde ‘soylulaştırma’ diye bir kavram çıktı. Burada oturanların yerine başkaları gelince semt soylulaşmış mı olacak? Sağlıklaştırma ya da sıhhileştirme daha doğru kavramlar. Yoruma çok açık bir konu. Genelde bir boya-badana yapılıyor. Arkası olduğu gibi duruyor...”
Geri