E-dergi
e-dergi

Cengiz Bektaş: “Yirmi yıl sonra da hesap sorulacak!”


Ocak - Şubat 2008 / Sayı: 12

Yerli ürün kullanmaya özen gösterdiğini söyleyen Cengiz Bektaş, yapı malzemeleri üreten ve pazarlayan firmaların, kendilerinden yirmi yıl sonra da hesap sorulacağını bilmeleri gerektiğini vurguluyor.

“Üretici firmalar üç beş yıl için kurulmuş firmalar olmamalılar. Şu anda bir çok firma bir şeyler yapıp, daha çok da dışarıdan getirip, satıp köşeyi dönme düşüncesinde. Kendilerinden yirmi yıl sonra da hesap sorulacağını bilmeliler. Böyle bir sorumlulukları olmalı. Kırk yıldır kullandığım markalar var. Gereci Almanya’dan da getirtebilirim, ama beş yıl sonra bir parçası kırıldığında aynı ürünü getirtip getirtemeyeceğim çok önemli. Yeni gereç üretmeye kalkışan, dışardan bir gereç getirmeye çalışan herkes bunu düşünmek zorunda. On yıl sonra da aranılan bir firma olmayı amaçlamalılar...”

“Diğer ülkelerde belli kurumlar var; bu kurumlar yeni çıkan gereçleri değerlendiriyorlar. Türkiye’de böyle bir kurumun eksikliğini duyuyoruz. Özellikle cephede, örneğin bir takım arabesk süslemeler yapılıyor. Kültürümü kirletmeye kimsenin hakkı yok. Denetleyici kurumlar gerekli. İstanbul olur olmaz bir kent değil; çok uzun bir süre dünyanın kültür başkentliğini yapmış. Şimdi İstanbul kültür başkenti olacak diye seviniyoruz. İstanbul ile hangi kent yarışabilir ki?.. Üç büyük imparatorluğun başkenti olmuş 2700 yıllık bir kent. İstanbul’un mimarlardan, sanatçılardan oluşan bir estetik kurulu olmalı. Bir elektrik direği, bir heykeltıraşa danışılmadan, bir belediye başkanının hoşuna gidiyor diye seçilmemeli. Bu kente, kentliye, kültüre bir saygısızlık. Bundan ötürü yalnız mimarları, yalnız belediye başkanlarını suçlamakla olmuyor, aslında sorun genel kültür düzeyi. Mimarlık, kültür altyapısı sağlam olmadan yapılmaması gereken bir meslek. Çünkü herkes etkileniyor yaptığınızdan. Mimar, işveren istedi diye kötü bir şey yapmak zorunda olmamalı. ‘Ben yapmasam başkası yapacak’ mantığı her zaman beceriksizlerin mantığıdır. Sen, o işi iyi yapmak üzere yetiştirilmişsin. Senin sorumluluğun o. Bir doktor, ‘Hasta böyle istiyor, onun için apandisit ameliyatını böyle yaptım’ diyebilir mi?..”

Malzeme fetişizmi yaşanıyor!
“İstanbul şu anda tam bir kültür yoksunluğu içinde. Mimarlık, kültür altyapısı olmadan olmaz. Hem geçmişi bileceksiniz, hem bugünü bileceksiniz hem de gelecek için öneride bulunabilecek denli açık, çağdaş görüşlü olacaksınız. İki yüz yıl önce yapılanları yeniden yapmaya çalışmak yanlış bir görüş. Bu, hem kendini hem insanları aldatmaktır. Elektrik trafoları, Osmanlı evleriymiş gibi boyanıyor. Arabesk müzikle başlayıp her yanımız sardı. Malzeme fetişizmi de yaşanıyor. Son yirmi yıl içinde bir çok alüminyum kaplamalı bina yapıldı. Ben onlara ‘teneke bina’ diyorum. Güneşin altında bir yerleri soldu, bir yerleri solmadı. Kente çirkinlik veriyorlar...”

“Cephe ile çatıyı pek ayırt etmiyorum. İkisi de kabuğun parçaları... İçinde bulunulan çağ ve coğrafya çok önemli. Anadolu’da bunu görebiliriz. Dünyadaki ilk yerleşim Anadolu. İnsanlar kendilerine bir korunak yapmak için ilk başlarda çevrede bulunan topraktan, taştan yararlanmışlar. Zamanla kerpiç bulunmuş, ahşap kullanılmaya başlanmış, taş işleme öğrenilmiş, toprak pişirilip tuğla yapılmış... Kullanılan gereçler çağdan çağa değişmiş. Bu gereçlerin sağlıklı, dayanıklı ve güzel olmaları önemli...”

Yerli malı kullanmaya özen gösteriyoruz
“Gereçte sağlamlık ve kalıcılık çok önemli. Örneğin sacdan cephe yaparsanız günün birinde paslanır. Onunla baş edemezsiniz. Yeni bir gereç çıktığında, denenmiş olup olmadığına bakıyorum. Sonuçlarını araştırıyorum. Çünkü yapı bir kez yapılır. Uzun yıllar beklentileri karşılıyor olması gerekli. Yanlış bir gereç kullanımı ileride başımıza büyük işler açabilir. Benim kuşağımın yerli ürünlere karşı bir yakınlığı var. Yerli mallar kullanmaya özen gösteririz. Bugünlerde yurtdışından gereç getirtmek çok kolay. Bizim kuşağımız bunu yeğlemiyor. Bu bir etik sorumluluk konusu bizim için...”

“Doğal ve soluk alan gereçlerden yanayım. Örneğin mutfakta kireçten başka bir şeyi sevmiyorum. Kireç soluk alıyor. Mutfakta örneğin yağlıboya kullanmak insanı zehirli bir kabın içine sokmakla eşanlama geliyor. Çok yapı yaptım ama tavanda, hatta duvarda yağlıboya kullanmadım...”

Yöredeki gereç ve yöntemlerle çalışmak en tutarlı yol
“Hem insan sağlığı açısından zararsız hem de uzun süre işlevini yerine getirebilecek olduktan sonra her gereçle çalışabilirim. Bu zamana dek kerpiç, taş, mermer, çelik, tuğla ve klinker gibi bir çok gereç kullandım. Çinkoyu uzun yıllardır kullanmıyordum. Çünkü Türkiye’dekiler çok inceydi. Belli kalınlıkta bulamadıktan sonra da onu kullanmak doğru değil. Malzeme çok uzaktan gelmemeli. Bu yıl bulunabildiği gibi on yıl sonra da bulunabilmeli. Cephe gerecinin çevreye, doğaya, iklime, kente uyumu çok önemli. Yöredeki gereç ve yöntemlerle çalışmak en tutarlı yol. Ancak bu ilerlemeye engel olabilir. Yöreye yeni deneyimler de kazandırılmalı. Yeni deneyimler kazandırmak için de mimarlar bir güvenceye, sigortaya kavuşturulmalı...”
Geri