E-dergi
e-dergi

Aykut Köksal: “Cephe, bir tasarım nesnesine dönüştü”


Mart - Nisan 2008 / Sayı: 13

Günümüzde cephenin özerk bir konu olarak görülmeye başlandığını ve bu yüzden mimarlığa ilişkin temel bir sıkıntının göstergesi olduğunu vurgulayan Mimar Aykut Köksal, “Cephe yapının kendisinden bağımsız olarak tasarlanacak bir tasarım nesnesine dönüştü” diyor.

“Ö ncelikle tek başına cepheden söz etmenin doğru olmadığını düşünüyorum... Geleneksel mimarlıkta cepheden farklı bir şey anlarız; çağdaş mimarlıkta ise cephe yeni anlam alanları ortaya çıkartır. Örneğin klasik Osmanlı anıtsal mimarlığında cephe yoktur. Süleymaniye Camisi’nde cepheden söz edemezsiniz. Dolayısıyla cephe yerine klasik Osmanlı mimarlığı için de uygun olabilecek, günümüzde de çok kullanılan ‘arayüz’ terimini kullanmak daha doğru olur...”

“Cephe yapının kendisinin bir sonucu olmalıdır. Mimarlıkta cephe her şeyden önce bir göstergedir. Bu gösterge hem düz anlamlara hem de yan anlamlara sahiptir. Düz anlamlara sahip bir gösterge olarak cephe mimarinin kendisini, mekan organizasyonunu, yapısal kurgusunu temsil eder. Cepheye bakıldığında pek çok sorunun yanıtı bulunabilir. Yapının hangi mekansal ve tarihsel bağlamın ürünü olduğunun bilgisini cephe verir. Giderek binanın işlevini ve programını da sunar. Cephe sadece bundan ibaret değil. Cephe, bir çok yan anlama da sahiptir. Bu yan anlamlar, ait olduğu kültüre, kullanıcısının toplumsal statüsüne, yapıldığı döneme ilişkin olabilir. Ama asıl temel olan cephenin mimarlığa ilişkin göstergeye dönüşmesidir. Günümüzde ise cephe özerk bir konu olarak görülüyor. Bu yüzden de cephe bugün mimarlığa ilişkin temel bir problematiğin ve bir sıkıntının göstergesi oldu. Başka bir deyişle günümüzde cephe yapının kendisinden bağımsız olarak tasarlanacak bir kendilik, bir tasarım nesnesine dönüştü. Bu tabii yapı üretiminde endüstrileşmeyle de doğrudan ilgili. Pek çok yapıda mimara rağmen bir cephe üretici firma bulunuyor. Projeye, bir cephe üreticisi firma davet ediliyor ve o firma pek çok ülkede kullandığı klişe cephelerinden birini oraya monte ediyor. Ve sonunda cephe çağdaş mimarlık kavramlarından birisi olan ‘yokyer’in göstergesine dönüşüyor. Burada da göstergesel bir ilişki var. Ama artık bu kez o gösterge genel bir kategorik gösterge oluyor. Yer olmayanların göstergesi...”

Mimari, “arayüz”den yola çıkılarak oluşturuluyor
“Bir başka konu da şu; cephe bu kadar özerkleşince, mimari yapının kendisinden bağımsızlaşınca bu kez de yeni işlev alanları kazanmaya başlıyor. Örneğin, pazarlama iletişimi için, reklam için bir mecraya dönüşüyor. Böylece mimarın ve mimarinin karşı koyamayacağı güçte bir ticari nesne oluyor. Doğal olarak var olan tüm ilişkiler sistemi cepheyi buraya getirince mimarlık da kendi içinden buna bir yanıt oluşturmakta gecikmiyor: Çağdaş mimarlık da artık mekanla uğraşmayı bir yana bırakıp, doğrudan doğruya arayüz tasarımıyla uğraşmaya başlıyor. Mimariyi arayüzden yola çıkarak oluşturmak, günümüz mimarlığında sıkça görülen bir eğilim. Bu da sonunda yine mimariyi yadsımaya doğru gidiyor. Yani cephe, kentsel mekanla yapının arasında bir arayüz olmaktan çıkıyor, yapıyı ve mimariyi dışarıda bırakan yeni bir bildirişim öğesi oluyor. Bu bildirişim öğesi, pazarlama iletişiminde yer bulabiliyor ya da doğrudan doğruya tasarımcının sözünü ‘taşıyan’ öğeye dönüşebiliyor. Ama her seferinde bağlam ve mekandan bağımsız hale geliyor...”

Cephe yapının kendisinin sonucudur
“1970’li, 80’li yıllarda dönemin korumacıları, ‘İstanbul’un geleneksel ahşap mimarlığını koruyamıyoruz, en azından bu mimarinin kente bakan yüzlerini koruyalım’ dediler. Bu ilk bakışta iyi bir fikir gibi gözüküyordu ama sonrasında ciddi sıkıntılar yarattı. Bu yapılar kısa bir süre içinde kendi içlerinde sınıflandırıldı, çok az bir bölümü birinci grup olarak aynen korunacak şekilde tanımlandı. Ama asıl ağırlıklı bölümü ikinci grup olarak tasnif edildi; yani sadece cephe düzenleri korunacak yapılara dönüştü. Bu yapılar betonarme olarak inşa edildi ve üzerleri ahşapla kaplandı. Baştan cephenin bütün oranlarıyla, olduğu gibi korunması amaçlanmışken doğal olarak korunamadı. Çünkü hem bu yapıların yenilenmesinde çağdaş gereksinimlerin getirdiği program değişimleri, hem de betonarme strüktürün getirdiği zorunluluklar cephelerin özgün düzende yeniden inşasını olanaksız kıldı. Biraz önce de belirttiğim gibi, cephe bizatihi yapının kendisinin sonucudur. Geleneksel mimarideki o cephe de ahşap yapının, ahşap karkas strüktürün bir sonucudur. Bu yüzden betonarme yapıda o cepheyi yaratmak, bir yandan sahte bir durumun peşine düşmek oldu, bir yandan da ister istemez amaçlanan sonuca ulaşılamadı. Bir başka sıkıntı ise duvar yüzeylerinin üzerine yapılan ahşap kaplamada ortaya çıktı. İstanbul gibi nem oranının oldukça yüksek olduğu bir kentte, cepheler ahşabın nefes almasını imkansız kılacak bir uygulamayla kaplandı. Sonuçta hem İstanbul’un ahşap mimari mirası korunamamış oldu, hem de bu sözde koruma uygulamalarının sonucunda kent son derece çirkin, ne olduğu belirsiz, garip yapılarla doldu...”

Meydan Alışveriş Merkezi topografyayla bütünleşmiş bir yapı
“Meydan Alışveriş Merkezi’nin mimarisini son derece başarılı buluyorum. Kendisini şiddetle dışa vurma yerine, topografyayla bütünleşmiş bu merkez, çevresine de son derece saygılı. Kendisine kalın duvarlar, güvenlik kapıları falan örmemiş. Kendisini çevreden, bağlamdan yalıtıp, içe dönük bir kompleks olmak yerine çevresiyle alabildiğine iletişim içinde bir mimariyi öne çıkarıyor. Yaya akslarıyla çevre sakinleri, doğal bir ‘kendiliğinden’likle Meydan’a bağlanabiliyorlar. Eğer mimarlık üzerinden demokratik bir çözümden söz edeceksek bunu gerçekten yakalayan bir çözüm. Bu yüzden de diğer alışveriş merkezleri gibi kendisine uydurma isimler, konseptler yaratmaya hiç gerek görmemiş...”
Geri