E-dergi
e-dergi
Bir Mimar; ve Cephe

Y. Mimar Çelik Erengezgin: “Kılıf mimarlığından medet umuyoruz!”




Eylül - Ekim 2008 / Sayı: 16

Çatısındaki fotovoltaik paneller, ısı pompaları, güneş duvarı, güneş kolektörleri ve doğal havalandırma yöntemleri ile ihtiyacı olan tüm enerjiyi üreten Diyarbakır Güneş Evi’nin proje müellifi ve AB Danışmanı olan Y. Mimar Çelik Erengezgin, Enerji Mimarlığı kavramı üzerine çalışmalarını yoğunlaştırıyor. “Enerji Mimarlığı” hakkında görüşlerini aldığımız Erengezgin, “Maalesef seramik levha katkılı, koyu camlar ve şövalye zırhı gibi metal cephelerden oluşan ‘kılıf mimarlığı’ndan medet umuyoruz” diyor...

“A slında tümü canlı olan taş, toprak, su gibi şeylerle, bizim canlı diye nitelediğimiz insan, hayvan ve bitkiler olmasa ekolojik olmaktan bahseden de olmayacaktı. O yüzden ekolojik olmak, bir anlamda canlı olmak ya da canlı olmayı bilmektir. Canlıların en akıllısı olduğumuzu sanıyorsak, gelin daha az akıllılara bir göz atalım. Ortak özelliğimizi araştırdığımızda görürüz ki temel payda ‘kendi enerjisini üretebilmektir’. Bunun ardından, ekolojik döngü içinde asalaklar hariç hiçbir canlının bir başka canlının enerjisini çalarak ya da ödünç alarak yaşamadığını fark ederiz. Yanındaki hemşehrisinden enerji dilenen bir ağaç gördünüz mü hiç?.. Dalları ve yaprakları ne yapıp edip güneşe ulaşmanın bir yolunu daima bulmuştur. Ayrıca ekolojik denge içinde hiçbir canlı, doğal koşulların sert köşelerinden, sadece bir başka canlıya teslim olarak korunmaya çalışmaz. İlkin kendi gövdesi, ayakları ya da kökleri üzerinde ayakta durmak zorundadır. Bunu beceremezse yaşam şansı olmadığını, giderek yok olacağını içgüdüsel olarak bilir. İkinci belirgin özellik ise  atıkları ile komşusuna, dibinde yetişen ota veya karşı daldaki kuşa zarar vermemesidir. Tersine, varlığı ile diğer yaşamlara katkı sunmasıdır. Sarmaşık benzeri birlikte yaşam biçimleri, ağaç kabuğunda barınan börtü böcek buna örnektir.”

“Bir yapının ‘ekolojik’ olduğunu iddia etmek için önce enerji sınavından geçip geçmediğine bakmak gerekir. Enerjisini kendi olanakları ile üretebiliyor mu? Üretebildiği enerjiyi nefes alma doğallığında kullanabiliyor mu? Bu kullanımın çıktısı ya da atığı, çevresinin canına mı okuyor, katkı mı sunuyor?.. En az doğada kapladığı alan kadar, bir anlamda doğadan çaldığı alan kadar bitkisel toprağı, balkonunda, çatısında ya da enerji serasında, yeşili korumak veya karnını doyurmak için kullanabiliyor mu? İşte ‘Enerji Mimarlığı’ denilen şey de bu dört soruluk sınavdan ‘alnının akı’ ile çıkmayı becerebilmektir.”

Kılıf mimarlığından medet umuyoruz
“Doğadaki güzel tüyler ya da rengarenk yapraklar, söz konusu enerjinin üretildiği ve korunduğu bölgelerdir... Son yıllarda, bir tuhaf hoşluk, öncelikli modayı ‘mimarlık!’ sanıyoruz. Biraz seramik levha katkılı, mafya gözlüğü misali koyu camlar ve şövalye zırhı gibi metal cephelerden oluşan ‘kılıf mimarlığı’ndan medet umuyoruz. Halbuki doğada hiçbir şey süs için, işlevsiz ve keyif adına oluşmaz. Ama taklit dahi edemeyeceğimizi itiraf ettiğimiz tüm güzellikler de inadına doğadadır...”
“Artık, yaşamın çekirdeği olan enerji ve onun ürünü olan ekoloji, çağımızın en önemli gündem maddesi. Kendine yeten ve yenilenebilen enerjileri kullanarak yaşam konforunu ve üretimini artırmasını öğrenen insanlık, savaşların ve doğal yıkımların temel nedeni olan enerji sorununu ortadan kaldırmayı bilecek. Peki nasıl?.. Ankara’daki bir konutun, Berlin’dekine göre dört buçuk kat enerji ile yaşamını sürdürdüğünü, ülkemizdeki sanayi ürünlerinin de gelişmiş ülkelere göre ‘dört kat’ enerji harcanarak üretildiğini işitmiş miydiniz?.. Yıllardır anlatıyorduk. ‘Abartıyorsun’ dediler hep. Utanmasalar ‘yalan söylüyorsun’ diyeceklerdi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler geçen günlerde, AB ülkelerinde yıllık yüzde 1.5 enerji ihtiyacı artışına karşılık ülkemizin yüzde 8.5 artış talebi içinde olduğunu ifade etti. Buradaki oran ise beş buçuk katı. Dünyanın altıncı büyük ekonomisi olan Kaliforniya’da yıllık enerji ihtiyacı artmıyor, aksine yüzde 1 oranında azalıyor. Yaşam konforu ve sanayileri zirvelerde dolaşırken enerji harcamalarını 1980’lerin seviyesine çekmişler.”
“2008 yılında petrol ve doğalgaz bedeli olarak 52 milyar dolar ödemek zorunda kalacağımız ise Maliye Bakanı tarafından açıklandı. Basit bir matematik hesapla, en düşük oran olan dört katını kabul etsek 39 milyar dolarlık israf içinde olduğumuz ortaya çıkıyor. Ülkemizin bundan büyük anlamsız bir harcama kalemi ve elbette önlem alındığında ise aynı ölçekte tasarruf şansı yoktur.”

Diyarbakır Güneş Evi, Enerji Mimarlığı ilkelerine göre inşa edildi
“Ankara’ya dönüp de, ‘benim adıma kaygılanma ve enerjim için borçlanma!’ diyecek cesareti gösterebilen, ülkemizdeki ilk uygulamanın proje müellifiyim... Diyarbakır Güneş Evi ısıtmasını, soğutmasını, aydınlatmasını ve atıklarını kendi olanaklarıyla çözümleyen uç bir örnek olarak yukarıdaki harcamanın dörtte birine bile ihtiyaç duymayan ‘enerji mimarlığı’ ilkelerine göre inşa edilmiş ilk somut örnek. Yıllardır sürdürdüğüm enerji, ekoloji ve ahşaba ilişkin konferansların sayısı iki yüzü, bu konularda yayınlanan makalelerimin sayısı ise yüzü geçti. Diyarbakır Güneş Evi projesi benim bir gönüllü hizmetimdir. Bu proje kapsamında AB danışmanlığı ve UNIDO-ICHET de 2000 kişilik kendi enerjisini üretebilen kampus projesinde Birleşmiş Milletler Kalkınma Teşkilatı’na danışmanlık hizmeti verdim. Bugünlerde sürdürmekte olduğum birçok enerji içerikli projenin yanında, Marmara ve Boğazları Belediyeler Birliği’nin Orhangazi’de gerçekleştirilecek olan, kapsamı ve içeriği ile şimdilik dünyanın en büyük enerji mimarlığı projesi olan Eğitim ve Kongre Binası’nın da proje çalışmalarını yürütüyorum.”

İş, “Kim Birinci” yarışmasına döndü
“Enerji çözümleri üzerine somut örneklerin ortaya konulduğu ve medyanın Diyarbakır’a yönelik, beklentileri katlayan ilgisiyle bugünlerde ‘Sen mi öncesin, ben mi?’ yarışı başladı... Fakat takip edenler farkında ki içerik, kapsam ve tanım tartışılmıyor. İş ‘Kim birinci?’ yarışmasına döndü.”

“Açıklamalarımızda Diyarbakır için daima, Türkiye’nin ‘ilk güneş evi’ değil de, ‘Enerji Mimarlığı’ ilkelerine göre inşa edilmiş Güneş Evi ifadelerini kullanıyoruz. Aslına bakarsanız, üzerinde önemli bir düşünce kirliliği oluşan Güneş Evi tanımlamasını bir ara gözden geçirmek gerekiyor. Çünkü bu sıfat, her güneş gören eve yakıştırılır oldu. Orasından burasından bitkiler sarkan her binaya da ‘ekolojik! deniliyor. Sürdürülebilirlik endişesi, malzeme öncelikleri bulunmayan, nefes alabilen, yüksek yalıtım ve statik değerlere sahip ahşabı hiç akla getirmeyen, üstelik sadece ısıtmak ve elektrik üretmek niyetine sahip, doğal havalandırma ve doğal yöntemlerle soğutma amaçlı; rüzgar kepçesi, venturi bacası benzeri düzeneklerden ve toprağın sabit ısısından bi haber evlerdir çoğu üniversite güneş evleri maalesef!.. Bunlar, olağandışı iklim koşullarında, örneğin 25 gün güneşi görmediğimiz bir ayda, elektriğe muhtaç çarelere başvurmadan nasıl ısınacağı belli olmayan, özel bacası ve kapalı yanma odasına sahip akıllı şöminesi olmayan yapılardır. Ülkemizde geçen yıl 5 milyar dolar klima bedeline mal olan soğutma sorununa hiç ama hiç değinmeyen güneş evlerine de bayılıyorum. Halbuki Türkiye gibi bir ülkede ısıtmak kadar soğutmak da önemlidir.

“Ürün sergileme alanları” toplumu ilgilendirmiyor!
“Ürün sergileme alanlarında ya da laboratuvarlarda sürdürülen çalışmalar maalesef toplumu ilgilendirmiyor. Çünkü hiçbirinde toplumsal buluşma sağlanamıyor. Kısıtlı konularda araştırmaların yapıldığı ‘var mı var’ güneş evlerinin ötesine elbirliği ile geçebilmeliyiz. Vatandaş, ‘Ben içinde yaşayabilir miyim? Ve kaça mal olur?’ sorularının cevaplarını merak ediyor. Akademik öncelikler ve sıra kapma telaşımız halk için hiç bir şey ifade etmiyor.”

Çatıya fotovoltaik döşemek yetmez
“Bir güneş evi, çatıya fotovoltaik panel döşemekle olmaz. Eğer bir mavna, sürat motoruyla çekilmeye çalışılırsa, motor belli bir güçteyse bu başarılabilir. Fakat yapılan iş geçerli, elverişli ve uygulanabilir olmaz. Önce evin ihtiyacı, Enerji Mimarlığı ilkeleri ile en düşük seviyeye indirilmeli. Ev, çevresel öncelikler ve gelecek endişesiyle tasarlanıp inşa edilmeli. Böylece gereken toplam enerji ihtiyacı azalır ve yeterli enerji çok daha kolay ve düşük bedelle elde edilebilir.”

“Güneş enerjisinin pahalı olduğu söyleniyor. Ama nasıl pahalı? Yukarıdaki mavna misali, babadan altı silindir bir araba kalmış, ve hala o depo doldurulmaya çalışılıyorsa o zaman enerji elbette pahalı olur. Yaşam alışkanlıklarınızı, dünyaya bakış açımızla birlikte değiştirebildiğimiz zaman, yaşanılan mekan doğru tasarlandığı zaman ve örneğin yaşam konforuna dokunulmadan evlerde 10 kw yerine 5 kw ile hayat sürdürülebildiği zaman sorun çözülebilir. Çünkü doğru yapı yüzde 50 tasarruf sağlıyor. Enerji mimarlığı budur.”

“Yüzde 50-65 arası tasarruf garantileyen enerji mimarlığının tasarım ilkeleri, klasik bir yapıya göre bir lira fazla harcatmıyor. Yüzde 100 tasarrufu sağlamak, yani tüm enerjiyi üretebilmek, hatta artı enerji evi olabilmek içinse ilave olarak yüzde 25-50 arası harcamaya gereksinim var. Bu bedeli Almanya, İspanya emsali akıllı devletler, kendi geleceği adına karşılıyor veya uzun vadeli kredilendiriyorlar. Çift saat uygulaması ile üretilen fazla elektriği daha yüksek bedelle geri alıyorlar, akü ihtiyacı kalmadığından sistem maliyetini daha da düşürüyor.“

Geri