E-dergi
e-dergi

Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Harun Batırbaygil: “Cephe, Kamusal Alanın Nitelikleri Açısından da Önemli!”


Ocak - Şubat 2009 / Sayı: 18

Prof. Dr. Harun Batırbaygil, cephenin, binaya verdiği anlamsal değerler ve fiziki etkileri dışında kamusal alanın oluşumuna da büyük katkıda bulunduğunu vurguluyor.

“Cephe, bir arketip kavram ve aslında tek başına anlamlı değil. Cephenin, bir kitlenin parçası olarak, bir mekan örtücüsünün dış yüzü olarak anlamı ve önemi var. Daha doğrusu örtenin, kabuğun bir parçası olduğu için önemli... Bu arada örtücü bedenin niteliklerinden de söz etmek gerekli; görüldüğü gibi cephe aslında toplamın bir alt öğesi...”

“Mimar, tek tek binalarla uğraşırken aslında kent, yani bir bütün ortaya çıkıyor. Ancak kent, binaların toplamından fazla bir şey. Boşlukları, her anlamda akışkanlıkları bulunuyor. Böylece söz konusu olan, kamusal alanla birlikte bir varoluştur. Ve binanın cephesi, kamusal alanın nitelikleri açısından da önemli. Yalnızca binayı temsil etmesi, getirdiği anlamsal değerler, fiziki etkileri dışında kamusal alanın oluşumuna, onun anlamına katkıda bulunması bakımından ayrıca önemli. Bu anlamda cephelerin rengi, dokusu, girintileri, çıkıntıları, boşluk ve dolulukları, kattığı üçüncü boyut önemli bir hale geliyor. Bir de zamanla meydana gelen renkler ve getirdiği farklılaşmalardan söz etmek gerekir...”

“Türkiye’de mimari, çok klasik bir tabir olacak ama, egemen güçlerin kültürü ve yönlendirmesi altında gelişiyor. Örnek olarak, yol gösterici ve koruyucu olmak durumundaki  devletin son elli yıldır yerleştirdiği mimarlık anlayışına şöyle bir bakılabilir. Mimarlara bir takım şeyler empoze ediliyor. Mimarların büyük bir kısmı empoze edileni yaparsa var olabiliyor. Az sayıda, kendini ispatlamış mimar belli ölçüde daha özgür davranabiliyor. Dolayısıyla ‘tıkız’ bir kent yapısına yol açan çözümler üretiliyor. Mimarlık, doğallıkla var olan kültürün bir yansıması olarak gelişiyor...”

Malzeme tartışılır hale geldi
“İnsanoğlunun üretim becerisi yapı malzemelerine de ciddi bir çeşitlilik getirdi. Eski dönemlerde, bölgede ne bulunursa yapılar onunla inşa ediliyordu. Cepheler de bu genelin dışında değildi;  taş, ahşap gibi doğanın sunduğu gereçler kullanılıyordu. Sonuçta ortaya çevresine uyumlu yapılar ortaya çıkıyordu. Son zamanlarda ise yapay ya da karmaşık süreçlerle elde edilen malzemeler gündeme geldi ve doğaya karşı bir yabancılaşma gelişti. Bu yabancılaşma söz konusu malzemeleri de tartışılır hale getirdi. Kitlesel ve makineleşmiş modernist üretimin getirdiği sorunlar sonucunda çevreye duyarlılık ve sürdürülebilirlik kavramları önem kazandı. Dolayısıyla gelişen yeni düşünce ve etik anlayışı doğal ya da çevreye duyarlılıkla üretilen, sürdürülebilirlik faktörünü öne çıkaran malzemeler yanında aynı kriterlere bağlılıkla ele alınan yapım biçimleri önem kazanıyor ve giderek yaygınlaşmak durumunda. Enerji tasarrufu, enerji korunumu, sürdürülebilir enerjilere yönelim de bu yönde yapılan çalışmaların önemli bir parçası. Global alanda mimarlar bu gelişmeyi benimsiyor ve bu malzemeleri kullanmaya gayret ediyorlar. Türkiye’de de orta vadede bu alanda kodların geliştirilmesi ve oturtulması kaçınılmaz. Diğer taraftan malzemelerin nasıl üretildiği, bu bağlamda kaça mal edildiğinin de sorgulanması gerekiyor. Özetle, yeni bir ekonomi bakışının söz konusu ülkelerde geliştirilmeye çalışıldığını görüyoruz. Çevre koruma, finansal sirkülasyona yeni paylar eklenmesini zorunlu kılıyor. Klasik bakışla çevreyi korumak ‘pahalı’. Ancak bu ek harcama zorunluluğu ekonomik hareketliliğe dönüştürüldüğünde sisteme yeni performans girdisi  olacak ve dolayısıyla sürdürülebilirlik sağlayacak bir formata gelinecek...”

“Biraz önce andığım faktörlerin dışında, mimarlık da aslında sanatın diğer dalları gibi eline geçirdiği, yaratıcılığın gerektirdiği  malzemeyi kullanan bir meslek. Bu gelişmelerin cepheye de yansıdığını görebiliyoruz. Örneğin titanyum konusu... Diğer taraftan öteden beri var olan, son dönemlerde yeniden ustalıkla ve bilinçle malzemelerin kaba biçimde  -brutal- kullanımı var. Nouvel’de ve Gehry’de bunu görebiliyoruz.  Düşük teknolojili sürdürülebilir mimari denemeleri de bu olguya ayrı bir deneme boyutu katıyor...”

Kafa karışıklığı çağın en belirgin özelliklerinden birisi
“Çelişkiler de var... Bir taraftan söylemde çevrecilik ön plana çıkarılmasına rağmen, hiç de çevreci olmayan binalar da yapılabiliyor. Çevrecilik, otuz katlı bir binanın çatısına ağaç dikmekle olacak bir şey değil. Bu kafa karışıklığı ve çelişkiler zannediyorum içinde bulunduğumuz dönemin belirgin özelliklerinden biri...”

“Malzeme kullanımında yabancılaşma yaşandığı doğru... Yabancılaşma, bildiğiniz gibi 20. yüzyılda oluşan uygarlık anlayışının temel bir sorunsalı. Bu da ondan ayrı değil, bir parçası. Bu kopuş zaten yaşamda çok belirgin; modernitenin getirdiği bir şey. Bizim alanımızda ise insan, doğayla ilişkisinde tekrar onunla uyumlu, yabancılaşmayı ortadan kaldıran bir yaklaşım geliştirmeye gayret ediyor. Postmodern paradigma diyebiliriz buna. Postmodern formalizmini bir tarafa koyduğunuzda ortaya çıkan öz, çevrecilik ve sürdürülebilirlik anlayışı. Sonuçta çevreci ve sürdürülebilir davranmak. Ana ahlak da bu yönde gelişmek durumunda...”

Pasif yöntemler değerlendirilmeli
“Türkiye’de konut alanından ziyade iş dünyasına yönelik inşa edilen binalarda globalleşme çabası ön plana çıkıyor. İş yapıları, kendilerini biraz daha ön plana çıkaracak malzemelerle inşa ediliyorlar. Dolayısıyla bu kesim, cephe ve bina tasarımına daha fazla önem veriyor. Konutlarda ise enerji kaçağı çok fazla; ve konutlar yapı stoğunun büyük kısmını oluşturduklarından çok önemliler. Enerji tasarrufuna yönelik önlemlerin ve dolayısıyla malzemelerin konutlarda daha bilinçli kullanılması gerekiyor. Ayrıca pasif yöntemlerin uygulanması için de avantajlı bir coğrafyada yaşadığımızı düşünüyorum. Pasif yöntemler ülkemizde daha yoğunlukla değerlendirilmeli. Dünyanın en iyi güneşlenen ülkelerinden birindeyiz. Fakat bunlar çoğunlukla araştırma ve geliştirme çalışmalarının yapılmasına bağlı olan şeyler. İnsanların bu konularda örgütlenmiş olması lazım. Biz mimarlar bunları biliyoruz ama uygulamaya kalkıldığında yatırım maliyetleri konularıyla ve zihinsel  engellerle karşılaşılıyor. Söylemde var, fakat eyleme geçildiği pek söylenemez. Ancak deneme boyutlarında...”

“Taş veya tuğla gibi doğal malzeme kullanmayı seviyorum. Betonu kaçınılmaz olarak kullanıyoruz zaten; henüz bir alternatifi yok. Ayrıca çelik çok tercih ettiğim bir malzeme. Yapısal Çelik Derneği’nin de üyesiyim. Seneye uluslararası bir kongre düzenlenecek ve yapı alanında sürdürülebilirlik, çevre sorunlarına katkı boyutlarıyla tekrar tartışılacak. Zamanında kompozit malzemeler ve alüminyum da çok kullandım. Fakat tercihim doğal malzemelerden yana...”

Teori ve pratik ayrı şeyler
“Yerel yönetimler bir takım cephe rehabilitasyon projeleri yürütüyorlar. Ben de bu projelerde bulundum. Tabii teori ve pratik birbirinden ayrı şeyler. Projeyi yapıp peşinden kovalayamıyorsunuz. Bu projelerin müeyyideleri yoksa uygulamalar düşünülenden çok farklı olabiliyor. Ayrıca cephe rehabilitasyon projeleri aslında sadece binaların kamusal alana bakan yüzlerini yenileme olanağı veriyor. Binaya tam müdahale edilemiyor, yüzeysel olarak ele alma  işi biraz kozmetik kalıyor. Çok fazla öze inen bir çalışma olamıyor. Hele tescilli binalarda ise ayrı sorunlar beliriyor. Ya tamamını ele alacaksınız ya da hiç alamayacaksınız. Finans, mülkiyet ve kamulaştırma karmaşıklıkları var. Kapsamlı maliyetler söz konusu. Son dönemlerde valilikler eliyle sağlanan olanakların bazı açılımlar getirdiğini belirtmek gerekiyor...”
Geri