E-dergi
e-dergi
Bir Mimar; ve Cephe

Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zekai Görgülü: “Sınırları sert hatlarla çizilmiş yönetmelikleri tutucu buluyorum!”




Ocak - Şubat 2010 / Sayı: 24

“Çatılarda, planlama ve imar adına bazı şeyleri formatlamak doğrudur; fakat bunu her kentte standart hale getirmek kabul edilebilir bir şey değil” diyen Prof. Dr. Zekai Görgülü, mimarlara bu kadar sınırlama getirilmesini doğru bulmadığını ifade ediyor ve “Çatı meyillerine getirilen kurallar ve kullanılacak malzemelerin sınırlandırılması rasyonel değil. Malzeme çeşitliliğinin bu kadar çok olduğu, mimarlığın ufuklarının açıldığı bir ortamda, sınırları sert hatlarla çizilmiş yönetmelikleri çok tutucu buluyorum.” diyor.

“Tek bir yapı veya bir yerleşme dokusunun görünüşüyle, estetiğiyle ve siluetiyle kente getirdiği katkılar son derece önemli... Bu, bir yönüyle tasarım ve malzeme ilişkisini ortaya koyuyor. Ayrıca mimarinin, malzemeden tasarıma kadar o bölgenin sosyal, kültürel özelliklerini ifade edebilecek bir anlayışı ortaya çıkarması gerekiyor. Ama ülkemizdeki irili ufaklı birçok kentte böyle olduğunu söylemek çok mümkün değil. Çünkü biz, her yerleşmenin kendi özeli ve özgünlüğünü gözeterek mimari ürünlerimizi ve kent planlarımızı, imar planlarımızı tasarlayamıyoruz. İyi örnekler tabii ki var. Ancak yeterli ve iyi örneklerin mutlaka artması gerekiyor...”

“Ülkemiz kentlerinde cepheler açısından olumsuz örnekler daha çok. Bunun farklı nedenleri var. Birisi imar planı anlayışımızın içinin çok boşaltılmış, iki boyutlu ve tekdüze hale getirilmiş olması. Diğeri de, yönetmeliklerle çizimi karıştırmaya başlamış olmamız. Mimarlarımız, tipleştirilmiş yönetmeliklerle, yani yazarak Türkiye’nin her yerinde hemen hemen aynı uygulamaları yapmaya başladı. Doku olarak, cephe olarak kentlerin pek birbirlerinden farkları kalmadı. Erzurum’daki bir binanın aynısını Tekirdağ’da da görüyorsunuz. Yerel özellikler, kültürel ve toplumsal detaylar mimariye, dokuya ve kente yansımıyor. Bu bağlamda, Anadolu kentlerindeki kültürel dokuları yoğun olan yerleri dolaşırken daha çok keyif aldığımı söyleyebilirim. Bunun yanında modern anlayışı da reddeden birisi değilim. Bazı mimarlarımız da çağdaş yeni malzemelerini çok hoş kullanarak, kentle uyumu olsun ya da olmasın, tek yapı ölçeğinde başarılı örnekler ortaya koyuyorlar. Bunları bir kenara koymak yerine, tam tersine, ikisini birleştirip bir sentez yaratılması gerektiğine inanıyorum.”

“Bu anlamda özellikle Avrupa’nın merkez alanlarını seviyorum. Çünkü oralarda, eski kent merkezlerini ister güncel malzemeyle yenileyerek, ister eski malzemesiyle günümüze taşımak adına çok önemli örnekler veriyorlar. Mekan ve binalar çok yaşıyor. Görsel anlamda kirlilik yaşanmıyor. Ölçeği itibariyle de insancıl oluyorlar. Türkiye’de de bunların örnekleri var.  Fakat bütüncül bir kent planı anlayışı gereğince oluşamadığı için, tek başına baktığımızda anlamlı ve beğeniliyor; ama kent bütünü içini değerlendirildiğinde hem malzeme, hem mimari açıdan eleştirilere açık örnekler...” 

Mimarların da olanakları artıyor
“Son yıllardaki bina cephelerindeki çeşitliliği olumlu görmemek mümkün değil. Öğrenci olduğum yıllarda beton, tuğla, kiremit gibi son derece sınırlı sayıdaki malzemelerle eğitim alarak tasarımlarımızı oluşturmaya çalışırdık. Yapı malzemelerinin, özellikle de cephe ve çatı malzemelerinin bu denli çeşitlenmesi, bunların elde edilip kullanılabiliyor olması mimarların olanaklarını artırıp, bakış açılarını genişletiyor. Çünkü mimarlığın temel ilkelerinden bir tanesi malzemeyle tasarım arasındaki sağlıklı ilişkidir. Bir malzeme, tasarıma olağanüstü zenginlikler sunabilir; tasarım da çok farklı malzemeleri kullanma olanağı verebilir.”

“Dolayısıyla malzemenin sınırlı olması, geçmişte olduğu gibi tasarımı da sınırlar. Bu yönüyle son yıllarda mimarlar malzeme adına alternatif edindiler. Bu fırsatın beklendiği biçimde değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum. Ancak bu tek başına mimarlar açısından değil, yatırımcı açısından da çok önemli. O zaman çoktan seçmeli bir süreçle karşı karşıyaysak, gerçekten ‘hangi tasarım hangi malzemenindir’ sorusunu veya tersini iyi irdelemek gerekiyor. Ayrıca böyle bir arayış bina ölçeğinde olmayıp mutlak ve mutlak bir doku, bir sokak ve giderek kent ölçeğine taşınabilecek bir genişliği ifade etmektedir. Dolayısıyla yatırımcının duyarlılığı da mimarı gerçekten dinlemekten, onun görüşlerine uyum sağlamaktan geçiyor...”

Malzeme, tasarım ve çevreyle uyumlu olmalı
“Bence öncelik verilmesi gereken konu, malzemenin tasarım ve çevresiyle uyumu. Bir yönüyle malzeme ayrımından hoşlanmıyorum. Önemli olan, belirlenen fonksiyonlara uyumdur. Malzeme, nerede kullanılacağı bilinmesi koşuluyla anlamlı olabiliyor. Estetik de önemli. Bu kadar güzel malzemeler üretilirken zevksizlik örneği bina ve kentlerle çok karşılaşıyoruz. Fakat bu, o bölgenin genel yapısından ve böylesi örneklere ilişkin algısından kaynaklanıyor...”

Bu kadar sınırlama getirilmemeli
“Bir süre öncesine kadar çatılarda kurulu olan güneş kolektörlerinin, büyük bir görsel kirlilik oluşturduğu konuşulurdu. Bunların aşılmış olması, mimari içinde bir bütün olarak çözülüp ele alınmasını başarılı buluyorum. O anlamda ortaya iyi örnekler çıkıyor... Çatı konusunda, kent bütününde bakıldığında planlama ve imar adına bazı şeyleri formatlamak, kurallı hale getirmek doğrudur. Fakat bunu her kent veya yerleşmede standart hale getirmek pek kabul edilebilir bir şey değil. Mimarlara bu kadar sınırlama getirilmesini de doğru bulmuyorum. Çatı meyillerine getirilen kurallar, kullanılacak malzemelerin sınırlandırılması rasyonel değil. Malzeme çeşitliliğinin bu kadar çok olduğu, mimarlığın ufuklarının ve algılarının açıldığı bir ortamda, sınırları sert hatlarla çizilmiş yönetmelikleri çok tutucu buluyorum. Mimar ve yatırımcılar da söz konusu yasakları aşmak için farklı yollar geliştiriyorlar. Burada mimar da yatırımcı da haklı. Yasa ve yönetmeliklerin, kurallarının yanında belli bir şekilde esneklik sağlar hale getirilmesi gerekiyor. O zaman farklı malzemelerin kullanılabilmesine, o enerjinin elde edilmesine fırsat sağlanacak. Hemen hemen bütün gelişmiş ülkeler yasalarında belli bir yere kadar kuralları tavizsiz uyguluyorlar, ama belli bir yerden sonra tasarımcıyı özgür bırakıyorlar...”

Geri