E-dergi
e-dergi

Doğan Tekeli: Cephe, mimarlığın yarısı...


Mart - Nisan 2006 / Sayı: 1

Elli yıldır, aralarında İş Kuleleri, Metrocity, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı, Halk Bankası Genel Müdürlük binası ve İMÇ gibi yüzün üzerinde büyük ölçekli yapıya imza atan Doğan Tekeli’ye "cephe"nin ne anlam ifade ettiğini sorduk; ünlü mimarın tercihlerini öğrendik... "Cephe, mimarlığın yarısı; belki de anlam ve ifade bakımından tamamıdır" diyen Tekeli, çevresinden bağımsız bir tasarımın doğru olmadığını vurguluyor...


Cephe, mimarlığın yarısı; belki de anlam ve ifade bakımından tamamı... Öncelikle binayı fiziksel etkilerden koruyan cephenin diğer bir önemi ise yapının kimliği ve kişiliği hakkında ipucu vermesi. Bu yapı okul mu, hastane mi, tiyatro mu, karakol mu, konut mu?.. Konut ise nasıl bir konut?.. Kendini beğenmiş bir yapı mı; mütevazı bir yapı mı? Arkasında derin düşünce mi var, yoksa ezbere yapılmış bir şey mi? Cephe, bütün bunları ele veren bir öğe ve bu bakımdan son derece önemli. Türkiye’de bina cam kaplanıp, etrafına da bir metal çerçeve yerleştirilince çağdaş bir yapı yapıldığı zannediliyor. Ama o cephe yapının kimliği hakkında bize bir fikir vermiyor. İstanbul’a girişlerde bu tür pek çok örnek var. Bu tür cephelerde döşemenin ya da pencerenin nerede olduğunu bilmiyoruz. Çoğunda binanın kaç katlı olduğunu bile anlayamıyoruz. Boyutunu da, etrafında referans alabileceğimiz bir nesne yoksa kestiremiyoruz. O bina bir katlı da olabilir, yirmi katlı da olabilir. Bu kolay bir mimari. Gerçek mimarlık ise yapının kimliğini, işlevini anlatan, yapay olmayan, güzellik duygusu veren ve samimi olan bir çalışmadır.

Türkiye’de bu yüzyılın başlarında projeleri mühendislere, cepheyi ise vakıf mimarlarına yaptırırlardı. Bu mimarlar cepheleri çini ve motiflerle süslerlerdi. Süslü cepheler ön plandaydı. Işık-gölge oyunlarıyla çalışılmış cepheler yapıya ne kadar önem verildiğinin bir ifadesi. Cephe o zaman da çok önemliydi, şimdi de ciddi bir mimari için çok önemli. Günümüzün üretim koşulları, ekonomik ilişkileri içinde artık o cepheler yapılmıyor.

Çevresinden bağımsız bir cephe tasarlamak doğru değil
Malzeme kullanımı yapının işlevine ve çevresine çok bağlı. Örneğin bir eski kent bölgesinde cam bir cephe, tasarımın kalitesine bağlı olarak uyumlu da görülebilir, yadırgatıcı da olabilir.

Çevresinden ve programından bağımsız bir cephe tasarlamak doğru değil. Bunu mimarlığın, heykel tarafını öne çıkaran bugünün büyük batılı mimarları yapıyorlar. Mesele Gehry, Bilbao’da müze yaptığı zaman çevresindeki yapıların malzemesini hiç düşünmeden, kesin bir kontrast içinde, titanyum kaplı eğik yüzeyler yapıyor. Böyle düşünmediğim için örneğin bir konut binasının kágir gibi görünmesini tercih ediyorum. Konut binasında metal kaplamayı suni ve soğuk buluyorum. Konut bence beton, kágir malzemeyle yapılmalı. Taş, seramik veya fibrobeton olabilir. Ve tabii pencereleri görünen bir cephe olmalı. Mesela Metrocity binamızın konut bölümleri bu şekildedir. Ama büro bloğu, çağdaş bir büro gibi kısmen metal ve cam kaplıdır. Birinin büro, diğerinin de konut olduğu bellidir.

1960’lı yıllarda yaptığımız yapılarda, o zamanın modern mimarisinin de etkisiyle geniş açıklıklı bol camlı yapılar tasarlıyorduk. O zaman dünyada enerji sorunu da yoktu, enerji tasarrufu kavramı da yoktu. Fakat bu yapılar bugün için problem olmaya başladı. Mesela o yıllarda Ankara’da yaptığımız iki bin kişilik yurt binasının camları çok büyüktür. İmkánım olsa o cepheyi değiştirmek isterdim.

Bugünkü aklımız olsa İMÇ’de çok daha küçük pencereli bir cephe tasarlardık
İMÇ’yi tasarlarken cephesinin sağlam, işlevsel ve çevresiyle uyumlu olması gerektiğini düşünmüştük. Bu nedenle kolay bozulmaması için sağır yüzeyleri brüt beton ve taş kaplama yapmıştık. Sıva olsa daha çabuk bozulur diye düşünüyorduk. Cam yüzeyleri ise gerçekte arka cepheler olduklarından, çirkin görünmemeleri için kafeslerle kapatmıştık. Cüzi bir bölümü açık, bir kısmı da kafes. Hem ışık almasını sağlamış, hem de içini göstermemesini hedeflemiştik. Fakat sonradan anlaşıldı ki kullanıcıların kültürel nitelikleri ve yapı kullanma alışkanlıklarını çok iyi hesaplayamamışız. Zaman içinde bu kafesler mal sahipleri tarafından söküldü. Kimisi arka cepheye de vitrin koymak istedi. Ama aynı tarihlerde, aynı kafesleri kullandığımız Birleşik Alman İlaç Fabrikası bozulmadan hala aynı şekilde duruyor. O mal sahipleri yapıyı koruyor ve saygı gösteriyorlar. İMÇ’deki mal sahipleri ise kendi malları diye ihtiyaçlarına göre cephelerde değişiklikler yapıyorlar. Her bir dükkánın cephesinde neredeyse ayrı bir doğrama sistemi kullanılıyor. Kimi tamamen söküp yekpare cam yapıyor, güneş korumayı vs hiç düşünmüyor. O cepheyi tasarlarken bugünkü aklımız olsaydı çok daha dolu, daha küçük pencereli bir cephe yapardık.

Coğrafyanın olanaklarına uygun cepheler zamana tahammül ediyor
Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde Makine ve Elektrik Fakültesi ile merkez binaları tasarlarken, İMÇ’den bazı deneyimler kazanmaya başlamıştık. Orada bizden önce yapılmış modern, bol camlı yapıların doğramalarının iki-üç sene içinde çürüdüğünü ve değiştirilmek zorunda kaldığını görmüştük. İstanbul’da, Karadenizli kalfaların yaptıkları yapılar gibi tarak sıvalı, ahşap pencereli, pencereleri de makul boyutta bir yapı tasarladık. Otuz sene sonra konferans vermeye gittiğimde o binanın aynen durduğunu gördüm. Bu binalar, yapı detaylarını doğru belirlediğimiz ve coğrafyanın olanaklarına uygun düşündüğümüz için zamana tahammül edebildiler.

Nota, çalanın elinde güzelleşir veya kabalaşır
Metrocity’nin konut blokları konut gibi görünür. Kágir yüzeyler içinde açılmış, oda-salon ölçeğinde normal pencereler, binanın gerek yüksekliği gerekse boyutu hakkında bir fikir verir. Büro bloğu da büro olduğu hakkında fikir verir. İş Bankası’nın tasarımını biz, uygulamasını ise Amerikalı bir mimarlık bürosu yapmıştı. Bana göre o uygulamada duyarlılığını bir miktar kaybetti. Tasarımı notaya benzetiyorum. Nota, çalanın elinde güzelleşir, duyarlılık kazanır; veya kabalaşır. Bu da öyle oldu...

Antalya Havalimanı’nda net bir mimari amaçladık

Antalya Havalimanı Dış Hatlar Terminali’nde metal kaplamamızın gerekçesi öncelikle mimari yaklaşımdan geliyor. Antalya turistik bir yöre ve dolayısıyla bir sürü otel var. Bu oteller çok çeşitli ve çok hareketli mimarilere sahipler. Kıvrık formlu, geriye doğru giden cepheler, öne doğru giden cepheler... Bunların arasında dingin, sade, çok net ama kibar ve Türkiye Cumhuriyeti’nin uygarlık anlayışına, eski dinginliğine yakışır çağdaş bir şey yapmak istedik. Onun için net bir mimari amaçladık. Orada minimum hareket vardır; dümdüz ve yalındır. Kısa zamanda gerçekleştirilebilmesi, çağdaş ifade taşıması ve boyutlarının çok büyük olması dolayısıyla yalıtımlı metal kaplama kullandık.

Malzeme çeşitliliği kentler için dezavantaj getiriyor
Malzeme çeşitliliği öncelikle kentler için bir dezavantaj getiriyor. Bugün kentler yapı sergisi gibi. Sadece malzeme değil, mimarlık anlayışı da öyle. Tokyo’da bütün binalar teker teker çok güzeldir. Fakat yan yana geldiklerinde çirkin bir kent yaratıyor. Cephelerde birçok malzeme kullanılıyor. Metal panolar, sandviç paneller, camlar vs. Bunları kullanırken dikkatli olmak ve fiziksel niteliklerini çok iyi bilmek gerekiyor.

Düzensizlik de bir sanattır...
İyi bir mimar elinden çıkan, biraz önce söylediğim ilkelerle düşünülmüş cephelerin çoğunu beğeniyorum. Uydurma olanları, üstünde düşünce olmayanları, derinlik olmayan ve ezbere yapılmış cepheleri beğenemiyorum. Sırf cam cepheleri de pek sevemiyorum; çünkü ölçek vermiyorlar. Cepheler bir mimari tasarım. Mesela minimalist cepheler var. Az detaylı, yalın, fakat çok disiplinlidir bu cepheler. Türkiye’de de Han Tümertekin gibi benzer tarz iş yapan mimarlar var. Bunları çok başarılı buluyorum. Mesela Behruz Çinici’nin Platin Konutları da gayet hoş. O konutlarda cepheler doğaçlamadır. Yani alttaki pencere, üsttekinden farklıdır, yanındakinden biraz kaymıştır. Corbusier’in bir şapelinin cephelerindeki pencereler de tesadüfidir. Tesadüfi bir düzensizlik vardır. Ama o düzensizlik bir sanattır.

ATV binasının şeffaf anlatımlı olmasını amaçladık
Talimhane’de Sabah ve ATV bürolarını içerecek yeni bir yapı yapıyoruz. Bir tane de otel olacak. Yan yana bir meydan teşkil edecekler. Sabah ve ATV binasını bir iletişim yapısı olarak, daha çok cam cepheli ve daha çok şeffaf anlatımlı olmasını amaçladık. Çağdaş iletişim yapılarında bu kavram var. Yani şeffaflık anlam bakımından da anlamlı. Burada gizli kapalı bir şey olmaz mesajı veriliyor. Öteki ise bir otel binası. Otel binası görece daha kapalı ve Talimhane’nin eski havasına belki bir parça daha uygun.


Geri