E-dergi
e-dergi
Bir Mimar; ve Cephe

Mimar Emre Arolat: "Cephe, derdini iyi ifade etmeli"




Temmuz - Ağustos 2006 / Sayı: 3

Mimar Emre Arolat: "Cephe, derdini iyi ifade etmeli" Dalaman Uluslararası Havalimanı dolayısıyla oldukça yoğun günler geçiren Mimar Emre Arolat, "Her projede olabildiğince sade, duru ve arınmış bir cephe tasarımı hedeflemenin, her projede olabildiğince çeşitli malzemeye dayalı, çok sesli ve çığırtkan bir tasarımı hedeflemekten temelde önemli bir farkı yok; her iki tercih de bildiğini okuyan bir yönelimin iki ucunun ifadesinden ibaret" diyor...


Mimar Emre Arolat, bir yapının dışarıdan nasıl göründüğünün kuşkusuz önemli olduğunu, ancak buna "dış cephe önemlidir" diye otomatik bir cevap vermenin ve dış algının sadece cephenin bir "yüzey" olarak nasıl artiküle edildiğiyle, ne cins malzeme kullanıldığıyla sınırlı olduğunu savlamanın eksik bir tanım oluşturduğunu dile getiriyor. EAA’da (Emre Arolat Architects) "durum" odaklı bir tasarım pratiğini sürdürmeye ve geliştirmeye çalıştıklarını vurgulayan Arolat, "Her projenin, her özel durumun kendi sorunlarını tanımlamak, kendi hedeflerini belirlemek, kendi dertlerini ayrıştırmak ve tam da o özgül durumun cevaplarını aramak üzerine kurulu bir pratik bu. Mimarlık akımlarından, üslup ve alışkanlıklardan bağımsızlaşması hedeflenen bu yöntemin bütün tutarlılığı, her defasında neyin sorunsallaştırılacağının yeniden düşünülmesinde yatıyor. Yapıların dışarıdan nasıl algılanacağı, izleyiciye veya kullanıcıya ne söyleyeceği, çevresiyle, kentle, dünyayla nasıl ilişki kuracağı da tasarım sürecinin bir yerlerinde devreye sokulan, zaman zaman çok öncelenen; bazen de duruma göre, sadece daha fazla önemsenen çalışmaların doğal sonucu olarak ortaya çıkartılan bir çalışma. Bu çalışma kimi durumda dış cephede kullanılacak malzemeyi, tüm özellikleriyle kılı kırk yararak kararlaştırma noktasına kadar giderken bazen de sadece türünün, dokusunun ve genel etkisinin belirlenmesiyle yetiniliyor. Herhangi bir yapıda, herhangi bir ön karar olmaksızın o özgül durumun koşulladığı tasarımının bir parçası olan tercihler devreye giriyor ve dış yüzey de bu seçimlerden payını alıyor" ifadelerini kullanıyor.

"Mimari tasarımda cephe, yapının kendisinden ayrı bir şeymiş gibi tasarlanmamalı. Güncel olarak yaygın biçimde kullanılan biçimler ve malzemeler var. Bunları ciddiye aldığımı söyleyemeyeceğim" diyen ünlü mimar, son yıllarda dünyada uygulanan yöntem ve sistemler hakkındaki görüşlerini ise şöyle özetliyor: "Mimari tasarımdaki tutarlılığın, ortaya çıkarılan yapıların mimarlık dillerindeki akrabalıkta aranması her dönem için yaygın bir yönelim oldu. Bunu sorunlu bulduğumuz kolaylıkla söylenebilir. Denenmiş, ezberlenmiş ve benimsenmiş olanın, her durumun ilacı, panzehiri olarak ortaya çıkmasının mimarlık düşüncesini engellediği ve mimarlık dünyasının sözünü sığlaştırdığı açık. Her projede olabildiğince sade, olabildiğince duru ve arınmış bir cephe tasarımını hedeflemenin, her projede olabildiğince çeşitli malzemelere dayalı, çok sesli ve çığırtkan bir tasarımı hedeflemekten temelde önemli bir farkı yok. Zira birbirine tamamen zıtmış gibi görünen her iki tercih de doğruyu tekleştiren, o projenin özgül durumunu hiçe sayan, her projede değişkenlik göstermesi kaçınılmaz olan parametreleri görmezden gelen ve sonuçta bildiğini okuyan bir yönelimin iki ucunun ifadesinden ibaret. Öncelenmiş doğruların ürettiği bu tür davranışların tümü, öznel motivasyonlardan koşullanıyor. Bazı biçimlerin, bazı malzemelerin ve bu malzemeleri bir arada kullanma şekillerinin dönemsel olarak yaygınlaşması ve modalaşması bunun doğal bir sonucu. EAA’da birlikte tasarladığımız arkadaşlarımla, sorgulamaya kapalı olan bu yönelimin, özellikle son dönemde hoşa giden biçimler ve efektlerden ibaret olan bir mimarlığı meşrulaştırdığını; bunun da tehlikeli ve sığlaştırıcı olduğunu düşünüyor, konuşuyor ve hep birlikte bu durumun üzerine gidiyoruz."

Dalaman Havalimanı’nın ehlileştirme çabalarından uzak, çıplak kalmayı seçmiş bir strüktür olarak ortaya çıkmasını amaçladık!
"Dalaman Havalimanı’nda, terminal yapılarının standartlığının yarattığı sıkıcılık-yoksunluk duygusuyla başa çıkmayı denedik. Uluslararası havalimanları konvansiyonunu sorunsallaştırmayı hedeflerken bölgenin zengin peyzajı, iklimsel özellikleri ve bu yöredeki turizm faaliyetinin özgüllüğünün aracı olabileceğini düşündük. Tasarımın ana kararlarından biri olan iç boşluklar, dışta bütün doğallığıyla, içte ise soyutlanmış biçimiyle bölgedeki mevcut peyzajın devamını sağladı. Yıllık beş milyon yolcu kapasiteli terminalin, neredeyse sadece yaz sezonunda kullanılacak olması, gelen ve giden yolcunun ayrı katlarda öngörülen sirkülasyonu, iç alanlar ve farklı seviyeler arasındaki görsel akışkanlık ve ticari birimlerin cazip kılınması gibi veriler tasarımı geliştirirken diğer önemli girdiler oldular."

"Bu tür yapılar için alışıldık olan teknolojist ve strüktürel iddialardan uzak duran sistem, düzenli bir betonarme ızgara yapı ile ondan 2.50 metre koparak üzerinde standart profillerle inşa edilen çelik örtüden oluşturuldu. Yatayda ve düşeyde ana yapıdan kopartılarak tasarlanan örtünün, iki çatı arasında kalan boşluk ve güneş kırıcı elemanlarla kendi mikroklimasını yaratmasını ve rüzgara açılarak nefes alan bu sistemin, parçalı kitleler üzerindeki düzenli tekrarı aracılığıyla bütünsel bir sükunet oluşturmasını önemsedik. Parlak malzemeler ve çok ışıltılı hacimler yerine, çıplak beton, doğal ahşap ve mat döşeme kaplamalarıyla oluşturulan yüzeylerin koyuluğuyla loşlaştırılmış salonlar, yapının kitlesel kurgusu ile başlatılan sorgulamanın iç alanlardaki devamını sağladı. Yapıda kullanılan elektro-mekanik sistemlerin oluşturduğu yapısal ağın örtülmeden görünür kılınması adına, bu sistemin de tasarımı mimari projenin bir parçası olarak EAA tarafından yapıldı. Böylece bu yapının, bilindik terminal yapılarındaki ehlileştirme ve domestikleştirme çabalarından uzak, korkusuzca çıplak kalmayı seçmiş bir strüktür olarak ortaya çıkmasını amaçladık."

Cephe, derdini iyi ifade etmeli
"Sevdiğim uygulamaların, gerçek derdini en iyi ifade edenler olduğunu söyleyebilirim. Mutlaka bir örnek vermem gerekirse, iki yıl önce Birecik’te gördüğüm bir yapıyı ilk sıraya koymam gerekir. Büyük bir olasılıkla ’eldeki’ malzemeleri kullanarak yapılan bu uygulamanın ortaya çıkardığı şiirselliğe hayran olduğumu hatırlıyorum. Mimar eliyle yapılan ve buram buram tasarım kokan işler arasında bana böyle bir hissi veren çağdaş bir yapıya sıklıkla rastlamadığımı söyleyebilirim. Bu yoksunluğun eksenini, kendi önyargılarımın ürettiğini de kabul ederek... Peter Zumthor’un Vals’teki taş kaplı yapısı bile çok ’işli’ onun yanında"

Boğaziçi gibi bir sokak ve ona doğru inen yamaçların oluşturduğu cephelerin güzelliğinin emsalsiz olduğunu düşünüyorum
"Mimar eliyle tasarlanmış birkaç gerçekten çirkin suratlı yapının, koca İstanbul’u çirkinleştirebileceğini hiç mi hiç düşünmüyorum. İstanbul gibi az şehir var dünyada. Boğaziçi gibi bir sokak ve ona doğru inen yamaçların oluşturduğu cephelerin güzelliğinin emsalsiz olduğunu düşünüyorum. İnsanoğlunun yoğun uğraşı da yetmiyor onu bozmaya. Öte yandan, İstanbul’un o çok karmaşık ve ele avuca sığmaz semtlerindeki örüntüyü de genel olarak çok cazip buluyorum."

"Bir de insan eliyle yapılmış, kullanılmış ve korunmuş olanlar var. Cazibesini bugün de devam ettiren Floransa gibi. Sokak, hiza, sınır, anıt gibi kenti kent yapan özelliklerini yüzyıllardır kaybetmeyen. Göreli daha yeni kurulmuş olmasına karşın New York’u, özellikle Manhattan yarımadasını dünyanın en güzel yerlerinden birisi olarak görüyorum. Sanırım bunda o kimseye yar olmayan şehrin özgül ruhunun payı büyük. Borneo, Sporenburg ve Java adalarıyla Kuzey Amsterdam’ın yeni yüzü de, Berlage planını hiç bozmadan sürdüren Güney Amsterdam’ın o eşsiz örüntüsü de ayrı ayrı ilginç. İtalya’nın Toscana yöresindeki Assisi, San Giminiano ve Siena gibi eski kentler de birer mücevherdirler. Ancak bunların bir kısmı neredeyse bir müze-kente dönüşüyor. Hakiki bir hayat yerine turizmin koşulladığı, sahipsiz bıraktığı, içinde yaşayanların her hafta değiştiği kentler bunlar. Böyle bir durumda da herhangi bir güzellikten söz edilebileceğini düşünemiyorum doğrusu."

Mimarın kafası karışıksa sorun yaşayacaktır
"İyi kullanıldığında günümüzdeki malzeme çeşitliliğini bir sorun olarak görmüyorum. Mimarın kafası karışıksa, az malzemeyle de çok malzemeyle de sorun yaşayacaktır. Burada farkındalık ve bilinç önemli iki olgu olarak ortaya çıkıyor. Bilinçsiz heves kadar aramayı, araştırmayı engelleyen tutuculuk da tehlikeli..."

Geri