E-dergi
e-dergi

Prof. Hakkı Önel: “Kenti dönüştürüyorlar ama neye dönüştürdükleri belli değil”


Mayıs - Haizran 2011 / Sayı: 32

YTÜ Mimarlık Fakültesi Yapı Üretimi Bilim Dalı Öğretim Üyesi, Prof. Hakkı Önel: "Eskiden yaşadığımız evlerin cephelerine arabalarınki kadar önem vermezdik. Sevinerek söylüyorum, artık çatı ve cephe uygulamaları daha özenli" diyor.

YTÜ Mimarlık Fakültesi Yapı Üretimi Bilim Dalı Öğretim Üyesi, Prof. Hakkı Önel çatı ve cephelerden sertifikalandırma sistemlerine, kentsel dönüşüm projelerinden toplu konut uygulamalarına kadar Türkiye’deki uygulamaları yetersiz bulsa da geçmişle kıyaslandığında gözle görülür bir yol katedildiğini önemle vurguluyor. Enerji Kimlik Belgesi gibi yasal düzenlemelerin bu konuda önemli dönüm noktaları olduğuna inanan Önel’e göre esas nokta, bina yapımıyla ilgili detayların nasıl uygulandığı; mimari tasarıma uygunluğu ve ekolojik dengeye etkileri…

Bina cephelerinde nitelikli malzeme kullanılmaya başladı

Önel: “Türkiye’de binaların cephelerine, yalıtımına arabalarınki kadar önem verilmezdi eskiden. Doğramalar yağmur suyunu, rüzgarı bile geçirirdi, düşünün. Otomobil sektöründe gösterdiğimiz hassasiyeti yaşadığımız yerlerde uygulamadık. Şimdi sevinerek söylüyorum, çatı ve cephe uygulamaları Batı’yla ilişkilerimizin de artmış olması sebebiyle çok daha özenli. İstediğimiz malzemeyi ithal edebiliyoruz, ihraç edebiliyoruz. Şimdi birkaç kamu binasında, adalet saraylarında bile cepheler titanyum kaplanmaya başlandı. Düşünebiliyor musunuz? Sadece gözlüklerimizde ve diş protezlerimizde kullanıyorduk titanyumu. Pahalı ama bir daha boya, bakım istemeyen bir malzeme. Yani nitelikli malzemeleri kullanabiliyoruz artık ama çok yaygın değil. Üst gelir gruplarının tercih ettiği yapılarda kullanılıyor şimdilik. Başka malzemeleri de kullanmaya başladık. Plastik doğramalar, ısı köprülü doğramalar, 11 mm’den başlayan iki, üç katmanlı ısı camlı camlar… Şimdi binayı isterseniz tamamen cam yapın, hem ses hem ısı yalıtımı hem de görsel konfor açısından uygun şekilde yapma imkanımız var.”

Önel Türkiye’de 2007’de yürürlüğe giren Deprem Yönetmeliği’ne uygun yapılan binaların çatı, cephe ve panel elemanlarını beğeniyor ama özel bir bina ya da mimar adı vermiyor: “İsim verirsem mimarı ya bir arkadaşım ya öğrencim çıkacak. Kimseye ayıp olmasın.”

Çatıların eğimi artacak

Önel, İmar Kanunu’nda değişen yönetmelikten bahsediyor: “İmar Kanunu’nda yönetmelik yeni değişti. Cephe eğimlerimiz en fazla yüzde 33 oluyordu. Biz eğimi çatıda kullandığımız malzemeye göre düzenliyoruz. Artık kent içi yerleşim ve kent dışı yerleşimlerdeki imar yönetmeliğine göre ilgili belediye meclisleri uygun görürse çatı eğimi yüzde 45’e kadar olabilecek. Böylece daha fazla kullanım alanı çıktı. Özellikle oturtma çatı yapmadığınızda, çelik konstrüksiyon yaptığınızda panel elemanlar koymadan boşluk alanları çıkıyor.”
Yönetmeliğin kent sürdürülebilirliği açısından da faydalı olduğunu söyleyen Önel, hem yeni yapılan binalarda hem eskiye dönük yapılarda çatı eğimlerin artması nedeniyle kentin kimliğinin olumlu anlamda değişeceğini ve mimarların bu olanağı iyi kullanması gerektiğini söylüyor.

Önel, “Geçtiğimiz ay bu yönetmelik kapsamında, Ytong firmasıyla birlikte ‘Çatılarda Sürdürülebilirlik’ yarışmasını düzenledik. Yarışmanın ana teması, bu yeniliği sürdürülebilirlik temasıyla birleştirmekti. Projelerin mimari tasarımı bozmadan, çevreye zarar vermeden yapılmasını göz önünde bulundurduk. 68 proje katıldı. Üç ödül, beş mansiyon, beş tane de satın alma oldu” diyor.  

“Meslek sigortası” uygulaması gelecek

Önel, Ocak 2011’de yürürlüğe giren, binaların enerji ihtiyaç ve tüketim sınıflandırmasının yapıldığı Enerji Kimlik Belgesi uygulamasını da çok yararlı buluyor: “Enerji Kimlik Belgesi AB uyum yasaları bağlamında, Isı Yalıtım Yönetmeliği’nin eksiklerini giderecek şekilde düzenlenmiş ve gerçekten de önemli bir eksiğimizi giderecek. Bunun bir adım daha ötesi, meslek sigortalarının gelmesidir. Binalara sigorta getireceğiz. Bunun ötesinde, proje müellifinin de sigortası olacak. Sigortası olmayan mesleğini uygulayamayacak. Böylece binanın malzeme seçiminden ya da başka nedenlerden kaynaklanan hataların sorumlusu belli olacak. Isı yalıtımı iyi değil diye dava açabileceksiniz. Böylece meslektaşlarımız başladıkları projeden sonuna kadar sorumlu olacağına göre, hatta kendisinden sonra da kanuni mirasçılarına geçecek bu sorumluluk, tasarımda, malzeme seçim ve uygulamasında daha dikkatli davranmak zorunda kalacak.”

Yeşil bina sertifikaları reklam amaçlı kullanılıyor

Önel uygulamanın en önemli eksiğinin Batı’dan alındığı gibi, Türkiye şartlarına adapte edilmeden uygulanması olduğunu söylüyor ancak bunun da kısa sürede yoluna gireceğini düşünüyor. Her ülkenin koşulları farklı olduğu için sertifikalandırma sistemlerinin de farklı olması gerektiğini söyleyen Önel, son yıllarda ülkemizde de yaygınlaşmaya başlayan yeşil bina sertifikalarının da reklam amaçlı kullanıldığı görüşünde: “Şimdi metropollerde toplu konutlar yaygınlaştı. Reklam yapmak için ‘ben bu sertifika sistemini yaptım’ diyor ama bunu zorlayan bir yasal yönetmeliğimiz, denetleyen meslek odalarımız yok ki. O nedenle keyfi yapılan bir uygulama olmanın ötesine geçemez şu anda.”

Siz aslında sokağı ısıtıyorsunuz

Binaların dış cephe ve yalıtım uygulamalarına düzen getiren Isı Yalıtımı Yönetmeliği’nin yürürlüğe girmesinde de büyük pay sahibi olan Önel: “Benim doçentlik tezim yapılarda alınacak önlemlerle hava kirliliğin azaltılmasıydı. Ankara ve İstanbul’da bu konuda çok ciddi sorunlarımız vardı. Sorunlarımızın çoğuysa ısıtmadan kaynaklanıyordu. Sonunda bir taslak Isı Yalıtım Yönetmeliği oluşturdum ve yönetmelik yürürlüğe girdi. Yap-sat düzeni içinde, Isı Yalıtım Yönetmeliği yokken 8,5’luk, 12,5’luk duvarlarla bütün binaları bitiriyorduk. 3 mm’lik tek camları da takıyorduk. Nitekim Dünya Bankası’ndan yardım talep ettiği zaman Türkiye, suratımıza şamar gibi indirilen şey, ‘Bizden aldığınız dış yardım borçlarınızı petrol ithal etmek için harcıyorsunuz. Bu petrolün önemli bir kısmını da binaları ısıtmak için kullanıyorsunuz. Siz aslında sokağı ısıtıyorsunuz. Binalarınızın cephelerine yalıtımı sağlayın’dı. Sonra 80’li yılların ortalarında yönetmelik çıktı. Cepheler açısından bir düzen getirildi. Şimdi mimari projeler bu standartlara göre yapılıyor. Mutlaka çift cam kullanılıyor. Ona göre ruhsat alınıyor. İlgili belediyeler de iskan ruhsatı verirken bu konuya dikkat ediyor.”  

TOKİ müteahhitliğe soyundu

Önel inşaat sektörünün en büyük probleminin TOKİ’nin müteahhitlik görevi görmesi olduğunu söylüyor ve konuyu şöyle açıklıyor: “Devlet müteahhit olur mu? Sadece bu işleri organize eder. Yani inşaatlık yapan kurumla denetleme yapan kurum aynı. Şimdi TOKİ Bayındırlık Bakanlığı’nın önüne geçti. Üstelik sadece konut değil son iki, üç yıldır eğitim ve sağlık yapılarını da TOKİ yapıyor. Projelerin çoğu abuk subuk, çoğaltılmış yapılar… Anadolu’da bütün binalar aynı, kimliksiz. Şehir içinde bile semtten semte mimari tasarım, çatılar, cepheler değişiklik gösterir oysa.”
“Devlet müteahhit olunca, daha nitelikli yapı yapmakta olan yüklenici firmalar devletle rekabet edemedikleri için çökmeye başladılar. Ayakta duran inşaat firmaları da iktidarla iyi ilişki içinde olanlar.”

Binaları sertifika alamaz


“Köyden kente göçenlerin önceleri tek sıkıntısı barınmaydı. Şimdi barınma problemini çözmüş, gecekondudan biraz daha nitelikli bir yerde yaşamak isteyen vatandaşa cüzi bir meblağ karşılığında ev veriyorlar ama devlet bunu daha iyi yönetebilirdi. Yarışmalar düzenlenebilir, o yöreye yönelik mimari tasarımlar yapılabilir mesela. Neden daha iyisi yapılabilir? Çünkü bu binalar gecekondunun bir adım ötesi sadece. Altyapı problemini çözmesi iyi ama mimarileri özensiz. Size önemli bir şey söyleyeyim, Murat Çıracı’nın bir doktora öğrencisi var, Bayındırlık Bakanlığı’nda müfettiş. Ben de onun tez izleme komitesindeyim. Toki’nin yaptığı uygulamalar mevcut sertifika sistemlerine göre sertifika alabilir mi diye inceliyoruz. Hiçbirinde tespit edemedik, biliyor musunuz? Almaları da mümkün değil. En geç bir yıl içinde bilimsel verilerle ortaya koyacağız bunu. 130 projeyi incelettik. Daha da inceleyeceğiz.”

Dönüştürülen binaların cepheleri kişiliksiz, ruhsuz…

Yerel yönetimlerin yaptığı kentsel dönüşüm projelerinin de rant amaçlı kullanıldığı için çabuk tüketildiğini düşünen Önel bu konuda yaptığı çalışmalardan bahsediyor: “Marmara depreminden sonra, Yıldız Üniversitesi ve İTÜ ortaklaşa, uluslararası iki sempozyum düzenledik. Biliyorsunuz Avcılar ve Büyükçekmece depremde büyük hasar gördü. Buna benzer bir manzara 2. Dünya Savaşı’ndan sonra görülmüştü. Savaştan çıkan ülkeler kentlerini başarılı bir şekilde, amacına uygun olarak rehabilite ettiler. Biz de depremden sonra Avcılar ve Çekmece için böyle bir rehabilitasyon çalışması yapmak istedik. Belediye başkanlarına, orada yaşayan insanları yerleştirmek için ada ölçeğinde projeler yapmayı teklif ettik. Kabul edilmedi. Bu iki ilçedeki binaların hiçbirinin iskan ruhsatı yok. Hangi iyileştirme, dönüştürmeden bahsediyoruz? Bu kapsamda yapılan binaların dış cepheleri de hep aynı, kişiliksiz, ruhsuz. Kabul edelim, bu işi de yönetemedik. Kenti dönüştürüyorlar doğru ama neye dönüştürüyorlar belli değil.”

Önel, son zamanlarda gündeme oturan Çılgın Proje’nin de rant amaçlı olduğunu söylüyor ve ilave ediyor: “Kanalın geçtiği güzergahlara baktım hemen hemen tamamı TOKİ parsellerinin yanından geçiyor. Ne tesadüf değil mi? Kamu yararı gütmeden, belli çevrelere rant getiren bir proje olduğu şimdiden belli.”

Hakkı Önel kimdir?


1 Ocak 1948 Turgutlu doğumlu olan Prof. Yüksek Mimar Hakkı Önel lisans ve yüksek lisans eğitimlerini İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi Mimarlık Bölümü'nde tamamladı ve 1970’de yüksek mimar oldu. 1971 yılında mezun olduğu kurumda asistan olarak akademik yaşama başladı,1988’de profesör oldu. 1981 yılında YTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü kapsamında "Lisansüstü Mimarlık Yapı Dalı" programını kurarak Yapı Üretimi Bilim Dalı Başkanı oldu. 1981-94 arasında Mimarlık Fakültesi Dekan Yardımcılığı, Dekan vekilliği ve daha sonra da Mimarlık Fakültesi Dekanlığı ve Senatörlük yaptı (1997-2000). Halen YTÜ Mimarlık Fakültesi Yapı Üretimi Bilim Dalı öğretim üyesi olarak görevini sürdüren Önel’in mimarlık alanında 6 kitap, 3 ders notu, 85 bildiri, birçok makale, konferans, sempozyum ve workshop etkinlikleri bulunuyor.


Geri