E-dergi
e-dergi
Bir Mimar; ve Cephe
İ. Hakkı Moltay


Temmuz - Ağustos 2012 / Sayı 39


Mimta Mimarlık Başkanı Doç. Dr. İ. Hakkı Moltay, “Mimari anlayışımda en belirgin özellik, ‘Entegre Tasarım’ ilkelerini tasarlama süreci boyunca hiç ihmal etmemek ve özellikle elektromekanik sistem tasarımcıları ile mimari ve statik bileşenlerin bütünleşik olarak tasarımını hedefleyerek, onlarla birlikte ortaya konulacak bilgilerle, sistemlerin nihai kararlarını geliştirmektir” diyor...


Çatı ve Cephe:
  Çatı ve cephe sizin için ne ifade ediyor?..

İ. Hakkı Moltay:
Çatıları ve cepheleri, binaların dış kabuğunun iki çok önemli bileşeni olarak görüyor ve mimari çalışmalarımda bir binanın en kapsamlı araştırma gerektiren unsurları olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü binaların çatı ve cepheleri, özellikle şehir içlerinde, hem binaların işlevini koşullandıran hem de yakın çevresinin (açık alanların) bir sınırı olarak da fonksiyon ifa eden unsurlarıdır. Binaların cepheleri mimaride aslında belki de en karmaşık problemlerin çözümü yumağıdır.

Malzeme üreticilerinin tasarladıkları bileşenler ya da işlenmiş malzeme türleri ile bir binanın çatısı ya da cephesini tasarlamak ve uygulamada başarılı olmak, coğrafya ve binadan beklenecek performanslarla birlikte düşünülünce bazen hiç akla gelmeyen kriterlerin, o bina için çok önemli olduğu bilgisine ulaşmamızla mümkündür. Örneğin enerji fiyatlarındaki aşırı artışlar ve atmosferin, yeryüzündeki kimyasal olaylarda ortaya çıkan bazı gazlarla delinip dünyanın her geçen gün daha çok ısınması, binalarda da geçmişteki cephe ve çatılar için gelişmiş detayları, kabullerimizin aksine bazı yeni detay geliştirme kararları alınmasını gerektiriyor. İnşa ettiğimiz ticari binalarda mal sahipleri çok ısrarcı olmadıkça genellikle bina modern gözüksün diye uygulanan silikon alüminyum perde cephe sistemlerine karşı olmuşumdur. Doğal yollarla taze hava ihtiyacını sağlamak için açılır pencere yapımının zor olacağını düşündüğüm için bu türden cephe uygulamalarına hep mesafeli durdum. Maalesef elektromekanik sistem üreticileri de doğal hava sorununa, enerji kullanımını da artıran mekanik sistemlerini geliştirerek çözümler üretmeye çalışıyorlar. Bu nedenle binadaki elektromekanik sistem tasarımı yapan ve üreten gruplarla da tasarım süreçlerimiz hep kıran kırana geçiyor. Mimari anlayışımda en belirgin özellik, “Entegre Tasarım” ilkelerini tasarlama süreci boyunca hiç ihmal etmemek ve özellikle elektromekanik sistem tasarım ve üreticileri ile mimari ve statik bileşenlerin bütünleşik olarak tasarımını hedefleyerek, onlarla birlikte ortaya konulacak bilgilerle sistemlerin nihai kararlarını geliştirmektir.

Özelikle konut yapılarında cephelerde  (hem yapı sayısı, hem de yalıtım kapasitesi olarak) artan mantolama uygulamalarının da alternatifleri olabileceğine insanları inandırmak çok zor. Genelde mantolama, enerji kullanımını sınırlamada iyi bir çözüm. Ancak özellikle büyük bir yüzdesi Akdeniz iklim kuşağında olan yapı stoğumuzun tümünde yalnız mantolamayı hedefleyerek soruna çözüm aramak belli yanlışlara da sebep olabilir. Yeni yapacağımız binalarda, binanın bütün cephelerini mantolamak yerine bazı cephelerde, özellikle güneye bakan cephelerde yaz güneşinin iç mekanlara girmesini engelleyecek güneş kontrolü elemanlarıyla birlikte ve gecelerde gündüze kıyasla serin olabilen, hava hareketlerinden binamızı soğutmak için yararlanabileceğimiz dış kabuğumuzun unsurları olarak serin hava alma düzenekleri düşünmemiz çok yararlı olabilir. Oysa salt kış şartlarını düşünerek ısıtma için kullanacağımız enerjiyi minimum kılma adına tüm cepheleri mantolayarak yaz aylarında da çok daha fazla enerji tüketimine neden olan klima cihazları çalıştırmanın desteklendiğine sıklıkla şahit oluyorum. Klima kullanımının işletme maliyeti düşünüldüğünde, enerji tasarrufu için öngörülen mantolama sistemi, bütünleşik dört boyutlu zaman fonksiyonunu da dikkate alan tasarım ihmal edildiğinden negatif sonuç verebilir.
 


Çatı ve Cephe:
Son dönemde inşa edilen binaların çatı ve cephelerini nasıl buluyorsunuz?
 
İ. Hakkı Moltay: Ülkemizde yeni binalarda çeşitli türden çatı ve cephe tasarımları yapılıyor. Bayındırlık Bakanlığı’nın bütün devlet yapıları için kiremit kaplı kırma ya da beşik çatı uygulamalarından artık vazgeçtiğini sevinçle görüyorum. Yeni bina uygulamalarında mimarlarımız, genelde sezgisel değerlendirmeler yapıp, yeni yapı bileşenleri ile oldukça hoş yapılar inşa ediyorlar. Ancak TOKİ gibi, bütün uyarılara rağmen toplu yapı deneylerini başarılı görüp, herhangi bir coğrafi bölge farkı bile gözetmeden, genelde başarısız anonim mimari diyebileceğimiz örnekleri dayatan kurumsal müşteriler, mimarların yaratıcılıklarını desteklemekten çok uzak davranışlar gösterebiliyorlar. Malzemelerle ilgili olarak ülkemizde son yıllardaki teknolojik yenilikler, birçok yeni bileşenin geliştirilip uygulanmasını mümkün kılarken, kamu tarafında birim fiyat tariflerinin her yıl yayınlanması dışında bir inşaat yönetim anlayışının geliştirilememiş ve uygulanamıyor olması da ayrı bir sorunumuz. Bu sistem ile yeni yapı malzemelerinin kullanımına geçilmesinde gecikmeler olmasının da bir faturası olduğu unutulmamalı. Örneğin ahşap malzeme çok eski bir yapı bileşeni üretimi malzemesi. Son yılların en etkili teknolojik yeniliklerinden biri ise “termal ahşap” uygulaması. Doğal ağaçların içlerindeki nem ve tabii reçinelerin ahşabın bünyesinden çıkarılarak elde edilen lif yoğunluklu malzeme, özellikle dış cephe kaplaması olarak 30 yıla kadar ömür biçilen güneş ve nem etkisi ile çok az ölçüsü değişen ve dış tesirlerden etkilenmeyen bir kabuk dışı kaplama malzemesi olarak çok cazip olanaklar sunuyor. Akıllıca kullanıldığında ve özellikle çevre etki değerlendirilmesi ve sürdürülebilirlik açılarından bakıldığında, dış cephe bitirme malzemesi olarak yer yer ahşap kullanımını, bugünkü yüksek görünebilen ilk maliyetine rağmen çok mantıklı buluyorum.
İki yıl önce tamamladığımız Middleist konut sitesi projemizde ahşabı termal ahşap olarak dış cephede kullandım. Dört yüksek bloğun dış cephesinde yağmur perdesi oluşturmak için ana yapı malzemesi olarak doğaltaşı seçtim. Bu kararım sitenin genel yapı kalitesinin algılanmasında çok müspet görüntü sağladı. Mekanik mühendisi arkadaşımız, yağmur perdesi uygulamanın, dış kabuk ısı yalıtım kapasitesinin ulaştığı seviye itibariyle, dairelere uygun küçük kapasitelerde kombi şofben üretilmediğinden şikayet ederek, neden herkesin yaptığı gibi binayı mantolayarak, sıvayıp işin içinden çıkmadığımızla ilgili bizden habersiz yükleniciyi uyarmaya bile kalktı. Bana göre yapım süreçlerindeki genel performans düşüklüğü ve kalitesizliğe sebep olan en önemli sorun küçük taşeron işlerinin koordinasyonu sorunudur. Cephede termal ahşap uygulaması ile cephelerin performansını geliştirmeyi çok kolay çözdüm. Şöyle ki, fabrikada belirli ebatlarda kesilerek gelen doğal Diyarbakır kum taşı levhalar şantiyede belirli ölçülerde panolar olarak dış cephe bileşenleri oluşturacaklardı. Ancak alt katmanlardaki işleri yapan taşeronların ölçüsel tolerans mertebeleri Diyarbakır fabrikasınınkilerden çok fazla olunca ölçüsel koordinasyon çok zor olacaktı. Bunu ortadan kaldırmak için cephelerdeki Fransız balkonlarının kenarları ve merkez dönmelerinde termal ahşapla düşey panolar oluşturduk. Bu panolar şantiyede ihtiyaç olan ölçülerde yatay lataları boydan kesip üst üste dizerek oluşturuldu. Onların da altlarında sert taşyünü levhalar gene özel plastik örtüsü ile mevcut.
 
Çatı ve Cephe: Cephe malzemeleri hakkındaki yorumlarınız nelerdir?
 
İ. Hakkı Moltay: Ülkemizde kullandığımız yeni yapı malzemelerinin çoğu önce ithal ediliyorlar. Pazardaki kullanım miktarı belirli bir büyüklüğe ulaşınca da ya lisanslı üretimi ülkemizde gerçekleştiriliyor ya da başka firmalar benzer teknolojiler uygulayarak alternatif markalarla aynı performanslı ürünleri üretmeye başlıyorlar. Malzemelerin kalitatif özellikleri batı ya da uzak doğu ülkelerindekilerle aynı olabiliyor. Ancak bu malzemeleri kullanarak oluşturulan yapı bileşenleri için aynı görüşü paylaşmak zor. Buna sebep olanlar öncelikle maalesef mimar ya da kendini mimar yerine koyan mal sahipleri ya da uygulamayı yapan küçük taşeron firmalar veya onların görevlendirdikleri ustalar. Malzeme satıcılarının da, malzeme satma dışında bir kaygıları olmuyor ve malzeme temel bilgileri eksik olabilen yukarıdaki türden rol sahiplerine eksik ya da malzemenin kullanımı koşullarına göre yanlış bilgi vermeleri nedeniyle, sonuçta oluşturulan yapı bileşenlerinde hatalı uygulamalara neden olunuyor. Dış cepheleri, iç mekanların dış kabuğu olarak düşünüldüğünde çeşitli katmanlardaki malzemelerin ayrı ayrı özelliklerini bilmek yetmiyor. Bunların şantiye koşullarında nasıl biraraya getirilerek, hangi performansın elde edilebileceği bütünleşik olarak değerlendirilmeli.
 
Çatı ve Cephe: Geleceğin binalarında cepheler sizce nasıl olacak? Neler öngörüyorsunuz?
 
İ. Hakkı Moltay:
Bina inşa etmenin gelecekte yöntem olarak geçmişten çok farklı olmayacağını düşünüyorum. Bina inşa etme işi geçmişte kutsal bir işti. Özellikle göçebe kırsal yaşamdan yerleşik şehir yaşamına geçişte bu iş maharet isteyen ve bilgiyle yapılabilen bir iş olduğu için hep kutsandı. Mimarlar eski Mısır medeniyetinde yarı tanrı muamelesi görürlerdi. Onlar yalnız yapı tasarlamazlardı. Geometri gibi çok eski zamanlardan bu yana kullanılan müspet bilimleri kutsal sayılan bilgilerle de harmanlayarak, üç boyutlu düşünmenin yöntemleri ile, hatta zaman dediğimiz dördüncü boyutu da işe katarak çok kompleks binaları tasarlamanın tadına varıp, toplumsal yaşamın hep saygı duyulan meslek erbapları oldular. Bu çok boyutlu tasarlama ilkesi bugün de en geçerli yöntemimiz.

Geleceğin binalarının tasarım özelliklerinin yanında somut yapı bileşenlerinin ana unsuru olan yapı malzemeleri de geçmiştekilerden öz itibariyle bugün çok farklı olmadığı gibi, gelecekte de çok farklı olmayacaklar. Bina yapım sürecinde binanın bünyesine giren malzemeler genelde minerallerdir. Mineraller doğada iki türdedir. Organik ya da inorganik ve bu mineraller genelde katı, bazen de sıvı olarak elde edilirler. Gelecekte de binalarda kullanılacak malzeme türleri yine baz olarak bu türden minerallerden oluşacaklar. Eski Mısır medeniyetinde de benzer kullanımlar söz konusuydu. Kimya ve fizik bilimlerindeki gelişmelerle performans geliştirme amaçlı kimyasal ve fiziksel yöntemleri daha yoğun kullanarak, aynı baz minerallerden daha yüksek performanslı ve çeşitli yeni malzemeler oluşturmak mümkün olabiliyor. Kimya ve fizik bilgileri minerallerin ısı ya da basınç altında farklı şekiller almalarını sağlıyor. Örneğin ısı yalıtım malzemesi olan taşyünü, eski çağlardan bu yana yapımda kullanılan taşın lif haline getirilip yeniden paketlenmesidir. İleride benzer davranışlarla çok daha yüksek performanslı yapı bileşenleri geliştirildiğini göreceğiz ve bina cephe bileşenleri de bu bağlamda daha yüksek performanslı yapı malzemeleri ile teşkil edilecekler. Gelecekte de ana yapı malzemelerinden yeni bileşenler oluşturmak için teknolojik yenilikler yoluyla farklı performanslarını keşfedeceğiz. Örneğin aerosol denilen bir tür toz mineralin ısı yalıtım performansının belirli koşullarda çok iyi olduğu tespit edildi. Bu türden bir buluş yapı dünyamızda çok nadir oluyor. Teknolojik yenilik yoluyla şimdilerde bu tozu diğer ısı yalıtımı malzeme türlerine kıyasen çok daha ince yapı şiltelerine yükleyerek mükemmel ısı yalıtım performanslı yapı bileşenleri elde etmek mümkün olabiliyor. Aerosol tozu yalnız lifli şilteye yüklenmiyor. Büyük metrekareli yatay yapılarda çatıdan doğal aydınlatma için kullanılan yarı saydam kapalı hücreli plastik örtülerin kapalı boşlukları aerosolle doldurularak çok yüksek ısı yalıtım performanslı ve gene yarı saydam çatı yapı bileşenleri oluşturmak da mümkün olabiliyor. Ben bina cephelerinde de baz minerallerin yapılarda yeni kullanım biçimleri ile çok yüksek performans türleri amaçlayan yeni yapı bileşenleri kullanmayı mümkün kılacak yeni teknolojik yeniliklerin yapı dünyamızda çok sık karşımıza çıkacağına inanıyorum.
 
Çatı ve Cephe: Son yılların ağırlıklı konularından birisi de sürdürülebilir mimarlık, yeşil binalar, ekolojik yapılar vb... Bu yaklaşımlar hakkındaki görüşleriniz nelerdir?
 
İ. Hakkı Moltay:
Yapı dünyasında sürdürülebilirliğin somut sonuçları binalarda sertifikalandırma çalışmaları amacıyla yapılan çalışmalarla oluşuyor. Sertifikalandırma aslında bana göre yeni bir yapım yönetimi sistemidir. Eğer bir sertifika almak amaçlanıyorsa yapım yönetiminizi yeniden gözden geçirmeniz gerekiyor. Geleneksel yapım sistemlerinde yapım denetçileri vardı. Ancak bu denetçiler daha çok yapının statik sistemlerinin dayanıklılığını ya da sürekli aynı performansta çalışıp çalışmayacağını denetlerlerdi. Oysa aynı zamanda yapının dinamik unsurlarını oluşturan elektromekanik sistemlerin, ekonomik olarak gerçekten işe yarayıp yaramayacağını tasarım safhasından itibaren denetlemeleri çok olası değildi. Bina maliyeti kavramı olarak ekonomik ömür boyunca ortaya çıkan işletme maliyetleri, özellikle karmaşık büyük yapılarda çok önemli olmaya başladı. Ayrıca binayı işletirken ortaya çıkan bakım ve onarım maliyetleri de binaların karmaşıklığına paralel olarak artıyor. Bütün bu türden sorunları çözme çabaları binalarda sürdürülebilirlik için en önemli adımlardır.

Sürdürülebilir bina inşa etmek, yapı tasarım ve üretim süreçlerinde “Bütünleşik Tasarım” dediğim tasarım sürecinin daha yoğun kullanılmasını gerektiriyor. Bütünleşik tasarım için binaların enerji kullanımını irdeleyerek yapılan tasarım en başat davranış. Bu nedenle sürdürülebilir bina tasarımı denildiğinde daha az enerji tüketecek binaları tasarlamak en revaçta olan yaklaşım. Sürdürülebilir ya da Yeşil Bina tasarımı ve yapıları ile ilgilenenlerin çoklukla karşılarına çıkan ABD’deki Yeşil Bina Konseyi’nin öncülük ettiği sertifikalandırma çalışmaları. Bu konsey çok itibar görüyor. Ve bütün gelişmiş ekonomilerde yapı inşa etmede entegre davranışlar için yol gösterici olan bir sertifikalandırma sistemi ile çok öğretici oldular. Ancak bazı ABD mimarlık çevreleri bu konseyin öncülük ettiği LEED sertifikalı binalar furyasına karşı çıkıyorlar. Bunların içinde Frank Gehry de var. Sürdürülebilir binaya ulaşmak için yalnız çevresel etki değerlendirmesine dayalı analitik yaklaşımlarla yapı inşa etmenin yaratıcılığı etkileyebildiğini ve bu nedenle sertifikalandırma sistemlerinin tasarım mükemmelliğini sınırladığını düşünüyorlar. LEED’e göre sürdürülebilir olmak için ön tasarımdan başlayarak bazı sorunsalların hemen dikkatle incelenmesi gerekiyor. Bunu kolayca yapabilmek, tasarım ve uygulamanın denetimi evrelerinde tanımlanan iki önemli ve revaçta modelin oluşturulmasını adeta bütün yapılar için zorunlu kılıyor. Bunlardan birincisi “Enerji Modellemesi”, ikincisi ise “Yapı Bilgi Sistemi Modeli-BİM”.

Gelişmiş ülkelerdeki yapı uygulama süreçlerinde BİM çok önemli bir hale geldi. 30 yıl önce CAD’in, mimarlık ve mühendislik bürolarının çalışma istasyonlarında yardımcı ekipman olarak yer alan T cetveli ve gönyeli çizim masalarının yerine bilgisayar klavyesi ve ekranını geçirmesine benzer olarak, bu defa software olarak CAD programları BİM programları ile birlikte kullanılarak bütün tasarım ve uygulama süreçleri değiştiriliyor.
BİM ile yine CAD programları ile çizim yapıyorsun ama o çizim eylemi ile aynı zamanda geliştirilen “Yapı Bilgi Sistemi Modeli” yardımıyla, örneğin yapıda bir dış duvar çizerken üzerinde çalışılan plan muhtevasında aynı zaman bu duvarın bütün performans özelliklerini de yükleyen bir bilgi kümesini de üzerinde çalışılan pafta muhtevası olarak yüklüyorsun. Bu pafta tesisat mühendisine gittiğinde o bir toplantı isteyip dış duvardan beklenen performansın ne olacağını sormuyor ya da kendi kendine şu olmalıdır diye karar vermiyor. Sonuçta bina içindeki bütün alt sistemlerin bütünleşmesi çok kolay koordine edilebiliyor ve tasarım sırasında karar-destek sistemleriyle bütün alternatifleri de kıyaslayarak daha doğruya yakın karar etaplarını mümkün kılan, ilk ve işletme maliyetlerinin tümünü dikkate almayı amaçlayan, “Enerji Modellemesi” yöntemiyle birlikte daha sürdürülebilir yapılar yapma olanağına kavuşuluyor. Türk inşaat sektörünün de en acil gereksinimi bana göre tasarım sürecinden “as build” çizimlerine kadar bütün mühendislik işlerinde “CAD out, CAD+BİM in” olduğu varsayımını vurgulamak olur diye düşünüyorum.