E-dergi
e-dergi
YTÜ Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Murat Soygeniş: “Doğallıktan Ödün Verilmemeli!”


Kasım 2012 / Sayı : 41

YTÜ Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Murat Soygeniş, “Sahtecilikten yana değilim. Malzemeyi doğasında olduğu gibi sergileyerek kullanmayı başarabilmek bence çok önemli” diyor.


Bina dış kabuğu hakkında görüşlerine başvurduğumuz Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Murat Soygeniş, cephenin teknik özellikleri ve detayları iyi çözülememişse konfor şartlarına kesinlikle ulaşılamayacağını vurguluyor. Her yönden hava alabilen Anadolu yöresel evlerinin teknolojiyle barışık yapılar olduğunu ve bu yapıları örnek alarak işe başlanılması gerektiğini ifade eden Soygeniş, malzeme konusunda sahtecilik yapılmaması ve malzemenin doğallığından ödün verilmemesi gerektiğini de savunuyor. Soygeniş için tasarımın olmazsa olmazı ise “Doğru yerde, doğru malzeme kullanımı”... İşte Soygeniş’in yorumlarından bazıları:

Dış cepheye mimari tasarım biçim verir
“Cephe, tamamlayıcı bir arakesittir. İç mekandan bakıldığında dış cephe, iç mekanın bir duvarıdır; iç mekanı tamamlar. Tersine, dış mekandan düşünüldüğünde de kent mekanının tamamlayıcısıdır. Dışta kentin bir yüzeyini oluşturması, içte de iç mekanın sınırını tanımlaması ve arakesiti oluşturması açısından önemlidir. Cephe ve çatı, iç ve dışın birbirine karıştığı düzlemdir. Özde dış cephe bu arakesittir. Ancak bu arakesiti bir düzlem olarak düşünmek yerine kentsel ve mimari tasarımın parçası olarak görmek gerekiyor. Bir arakesit olan dış cephe yapının bir parçasıdır, mimari tasarım ona biçim verir. Bazen kabuk rasyonel, düşey, düz bir yüzeydir; bazen üzerinde yürünebilen bir rampa ya da merdivendir; bazen de bu kabuk, kentsel mekana mesajlar gönderen elektronik bir ekrandır...”

Teknoloji bilinçli kullanılmalı
“Teknolojik gelişmelerle artık cephelerde sınırsız seçenekler elde ediliyor. Tüm tasarım ve uygulamaya yönelik derslerimde öğrencilerime vurguladığım bir nokta var. Gerçekleştirdiğim projelerde de bu ilkede çalışmayı doğru buluyorum: ‘Teknolojinin sağladığı bu sınırsızlık durumunu bilinçli kullanmayı bilmek başarıdır’. İçinde bulunulan coğrafyanın gerektirdiği düzeyde teknolojiyle üretilmiş cephe malzemeleri ve cephe uygulama yöntem ve sistemlerini tercih etmek, uçsuz bucaksız bir yelpazeden seçimi daraltma kolaylığı sağlayabiliyor; tabi daha önemlisi coğrafyanın gerektirdiği malzeme ve yöntemlerle çalışmayı sağlayabiliyor, yani daha yerel ve ekonomik olabiliyor.”

Malzeme, doğasında olduğu gibi kullanmalı
“Malzemeyi doğallığı ile kullanmayı başaran uygulamalar genellikle beğenimi kazanıyor. Cephede taşı, sıvayı, metal yüzeyi, ahşabı ve tuğlayı, malzemenin doğasında olduğu gibi kullanan örnekleri tercih ediyorum. ‘Sahtecilikten’ yana değilim. Malzemeyi doğasında olduğu gibi sergileyerek kullanmayı başarabilmek bence çok önemli. Taş yığma duvar yapıp, üzerini ahşap kaplamak nasıl olamazsa, betonarme kullanarak kemer formlu açıklıklar vermek ve üzerini sıvamak da o denli sahteciliktir. Malzemeyi doğal kullanırken tasarımın gerektirdiğini yapmak da o malzemenin değerinin artmasını sağlayabilir ya da değerinin düşmesine neden olabilir. Yüzlerce metre boyunda bir depo yapısında boylu boyunca tuğla kullanıldığını düşünmek bile insanı ürkütebiliyor. Buna benzer örnekleri artırmak mümkün”.



Cephe tasarımı bütüncül bir sürecin parçasıdır

“Mimar, cephe tasarımını dış kabuk tasarımı olarak bütüncül olarak görmeyi başarabilmeli. Bunun ötesinde dış kabuk tasarımı, iç mekan tasarımı, kentsel bağlama yaklaşım, strüktür seçimi, dış kabuk malzemesi ve üretim biçimi, hepsi el ele yürüyebilmeli. Bunun sağlandığı durumlar başarılı mimari ürünleri, dolayısıyla başarılı dış kabuk ve cephe tasarımını ortaya çıkarıyor.”

Problemin yapısı, malzeme tercihini etkiler
“Gerçekleştirdiğimiz projelerde cephe malzemesi olarak taş, tuğla, metal panel, ahşap ve sıva gibi çok çeşitli malzemeleri kullandık. Problemin yapısı, şartlar, o coğrafyada malzeme bulunabilirliği gibi unsurlar tercihlerimizi belirledi.”

“ABD’de tasarımını gerçekleştirdiğim bir kültür yapısında dış cephe malzemesi olarak farklı renklerde tuğla kullanmıştım. Nedeni, tuğlanın çevresel bağlamla ilişkisiydi. Yine ABD’deki küçük bir konut uygulamamızda ahşap taşıyıcı ve doğal ahşap kaplama kullanmıştım. Çevrede genellikle plastik esaslı ‘siding’ görüntülü paneller kullanılırken, doğal malzemeyi, doğal ve nefes alan bir dış cephe tasarlamak amacıyla tercih etmiştim. İstanbul’daki bir üretim tesisi uygulamasında ise metal sandviç panel kullandık. Hızlı montaj bunu gerektirmişti.”

Dış kabuk sınırsız bir araştırma potansiyeli taşıyor
“Günümüz teknolojisiyle artık ışık geçirgen beton duvarlar, ince ve çok geniş açıklık geçebilen betonarme kabuklar, renk ve doku değiştirebilen dış cephe ve çatı malzemeleri üretilebiliyor. Bilgisayar destekli üretim sistemlerinin yardımıyla artık kağıt üzerine çizilmiş her proje neredeyse bire bir maket gibi bilgisayar destekli imal edilebiliyor. Farklı coğrafyalarda gördüğümüz eğrisel yüzeyli dış cepheler, yapı biçimleri kentleri süsleyebiliyor. Plastik, titanyum, metal ve ahşap gibi malzemeler alışılmışın dışında formlarda kullanılabiliyor. Bu malzeme ve teknolojik gelişmelere sürdürülebilirlik konusunu eklediğimizde, dış kabuğun sınırsız araştırma potansiyeli taşıdığını görüyoruz. Dış şartlara açık olan cephe ve çatı, rüzgar ile güneş enerjisini yapıya kazandırabilme potansiyeli taşıyor. Bu potansiyeli değerlendiren teknoloji kullanımı ağırlıklı örnekleri de göz ardı etmemek ve anlamak, malzeme üreticileri için çok önemli.”

Çağdaş mimarlık denemeleri, öz ile ilişkiler kurmalı
“Binaların, hayatlarını sürdürürken konforlu olmalarında dış kabuk tasarımının rolü çok büyüktür. İşlevsel olarak iyi çözülmüş, çevreyle olumlu ilişkiler kurmuş bir yapı, dış kabuğun teknik ve detay özellikleri iyi çözülememişse konforsuz bir yapıyı beraberinde getirir. Dış kabuk tasarımının cepheye verdiği görüntü ne kadar önemliyse, kabuk katmanları, malzeme özellikleri de o derece önem taşır. Her yönden hava alabilen, konfor koşulları ile uyumlu kabuk çözümlerini sağlayan Anadolu’nun yöresel evleri, taş duvarları, ahşap taşıyıcılı ve kaplamalı duvarları olan diğer yöresel yapılar, yerel malzeme ve teknolojiyle barışık örneklerdir. Araştırma ve geliştirme çabaları buralardan başlamalı ve çağdaş mimarlık denemeleri bu tür öz ile ilişkiler kurmalıdır.”

Murat Soygeniş Kimdir?
Murat Soygeniş (Mimar, Prof. Dr.) 1961’de Ankara’da doğdu. 1976 yılında TÜBİTAK Ödülü aldı. 1982’de İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nden lisans, 1985’te University at Buffalo / Mimarlık Okulu’ndan lisansüstü derecesini aldı. 1985-1990 yıllarında ABD’de mimar olarak çalıştı, araştırmalarda bulundu ve mesleki geziler gerçekleştirdi. Doktora derecesini aldığı 1995 yılından beri Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak, 2010’dan günümüze de Dekan olarak çalışmalarına devam ediyor. 1982’den başlayarak düzenli bir şekilde gerçekleştirdiği projelerin ve yapıların bir bölümü mimarlık ve tasarım ödülleri kazandı. Bu çalışmalar yurtiçi ve yurtdışında sergilendi, çeşitli kaynaklarda yayınlandı. Mimarlık üzerine yazdığı kitaplar ulusal ve uluslararası yayınevleri tarafından yayınlanıyor ve bir bölümü başvuru kitabı olarak kullanılıyor. Soygeniş’in çeşitli mesleki üyelikleri arasında TMMOB-MO ve AIA üyelikleri sayılabilir. Soygeniş, 2011 yılından itibaren AIA Europe-Amerikan Mimarlar Enstitüsü Güney Avrupa Direktörlüğü görevini de sürdürüyor.