E-dergi
e-dergi
İpera 25


Mart-Nisan 2013 / Sayı: 43


Proje Adı: İpera 25
Proje Yeri: Galata, Beyoğlu
Tasarım Ekibi: Ahmet Alataş, Emre Açar
Yardımcı Mimarlar: Özge Güngör Ülüğ, Dilan Yüksel, Emir Elmaslar, Gabriella Colacicco
Mimarlık Ofisi: Alataş Archiecture & Consulting
İşveren ve Ana Yüklenici: İpera Yirmibeş İnşaat Taahhüt Gayrımenkul San. ve Tic. A.Ş.
Toplam İnşaat Alanı: 1100 m2
Yapım Türü: Betonarme ve Çelik

İpera 25, İstanbul’un koruma altındaki Galata semtinde, tarihi binaların ve yapılı çevrenin alışageldik kodlarının dışına çıkan on daireli bir apartman. Mimar Ahmet Alataş’ın yaklaşık bin metrekare büyüklüğündeki yapı için hazırladığı proje; mevcut mimari dokuya saygılı, altyapıyı, çevre şartlarını, iklimi, güneş hareketlerini ve bölgenin gelişen yeni sosyo-ekonomik yapısını dikkate alarak, mimarinin bilinen problemlerine günümüzün teknolojik imkanlarını kullanarak yeni yanıtlar arama çabasını sürdüren bir tasarım anlayışına sahip.

Bina basit bir tarifle, iki sağır brüt beton perde duvar ve bu duvarların arasında yer alan, alabildiğine saydam yaşam alanını örten cam cephe ve ahşap bir kabuktan oluşuyor. Bir açıdan dev sağır bir cephe gibi algılanan, diğer bir açıdan ışığı içerisine seçerek geçiren bir tül gibi görünen ahşap yüzey aynı zamanda güneş kontrol elemanı olarak işlev görüyor. Binanın son derece ince dökülmüş betonarme elemanları, çelik ve beton birarada çalıştırılarak kompozit bir sistemde inşa edilmiş.

Galata’da sıfırdan bir bina yapmak için izin almanın zor olduğunu söyleyen projenin mimarı Ahmet Alataş, “İpera 25, daha önce izin alınmış fakat projesi gerçekleşmemiş bir binaydı. Biz izin alınmış projenin büyüklük ve dış sınırı özelliklerine sadık kalmak şartıyla yeni bir proje hazırladık. Önce belediyeye, daha sonra Anıtlar Kurulu’na projeyi anlatarak gerekli izinleri aldık.” diyor.


Mimar Ahmet Alataş

Binanın, daha önce bölgede restorasyon çalışmaları yapmış olan İpera Grup’a ait olduğunu belirten Alataş, “10 dairenin yer aldığı projede, daireler 75’er metrekarelik stüdyo daireler olarak tasarlandı. En alttaki iki daireyi ticari amaçla da kullanılabilecek şekilde tasarladık. Çatıda da bir penthouse bulunuyor. Bina çok dar bir sokakta yer aldığından, ışık ve havayı alabilmek için binanın sokağa ve avluya bakan cephelerini tamamıyla cam, komşulara bakan duvarları da betonarme olarak tasarladık. Binanın doğu-batı istikametinde olması da güneşi alabilmemiz için bir şanstı. Böylece günün belli bir kısmında doğu cephesinden, belli kısmında da batı cephesinden güneşi alarak ve ısı farkı sayesinde yatay hava sirkülasyonunu sağlayarak oldukça konforlu daireler yarattık.” şeklinde konuşuyor.

Ahmet Alataş, projenin cephesiyle ilgili de şu bilgileri veriyor: “Cephelerin kesintisizliğinin sağlanması için betonarme ve çeliği karma olarak kullandık. Bütün dairelerimizin içine girildiğinde, zeminden tavana ve yan duvarlara kadar tamamıyla sıfır cepheler görünüyor. Küçük pencereler yapmak istemedik. Çünkü dairelerimiz küçük ve yan duvarlara sıfır bir cephe yaparak sokağı da mekana dahil etmek istedik. Binanın çok dar bir sokakta yer alması nedeniyle dışardan içerisinin görünmemesi için de bir filtreleme ihtiyacı duyduk. Aynı zamanda güneşi de kontrol etmek için binayı gördüğünüzde dikkatinizi çeken ikinci ahşap kabuk yapının üzerine geldi. Bu ahşap kabukları, bizim dışarıyı görebildiğimiz ama dışardan içerisinin görünmediği bir sistem olarak kullandık.”

Bina, cephesindeki kırıklıklarla daha ufak algılanıyor
“Bunun dışında cephede bir diğer dikkat çeken özellik de yapıdaki kırıklıklar. Binayı tek bir kütle halinde yapabilmek için iznimiz vardı. Fakat civardaki binalarla kıyasladığınızda, bina kütle olarak oldukça büyük. Biz de cephede kırıklıklar yaparak binayı biraz parçalamak istedik. Bu da daha ufak algılanmasını sağladı. Bu kırıklıkların özellikle ön cephede sokağa olumlu etki yaptığını söyleyebiliriz.”
“Bunun yanı sıra, mal sahibimizin de iznini alarak, iznimiz olan son noktaya kadar duvar yapmak yerine, binayı geriye doğru hafif bir eğimle inşa etik. Bu, dairelerde metrekare kaybına yol açtı ama hem sokağın, hem de binamızın daha iyi ışık almasını sağladı.”



Ahşap kabuk, çatıda da devam ediyor

“Dışarda görünen ahşap kabuğu kesintisiz olarak yapının üstüne de döndürdük. Çelik konstrüksiyonlu çatıyı alüminyum panellerle kapattık. Sonrasında çelik konstrüksiyondan dışarıya çelik saplamalar çıkarak yaptığımız ikinci karkasla ahşap kabuğu devam ettirdik.”



“Cephe uygulamasında bilinen bir firmayla çalışılmadı. Örneğin ahşap kabuk, thermowood’lar satın alınarak yerel bir marangoza yaptırıldı. Cepheyi tamamen biz tasarladık. Cephede yer alacak metal malzemeleri bir metalciye, cam malzemeleri de bir camcıya yaptırıp biraraya getirdik. Yani bir patent mimarlığı diyebiliriz.”



Doğru çözümlerle gidildiğinde Anıtlar Kurulu’ndan izin alınabilir

Projeyi tasarladığında, Anıtlar Kurulu’ndan izin almanın zor olacağı şeklinde yaygın bir kanı olduğunu belirten Alataş, “O dönem Anıtlar Kurulu Başkanı Mete Tapan’dı. Projemi aldım ve neden böyle bir proje yaptığımızı anlatmak için kendisine gittim. Verdiğimiz ödünlerden, binanın sokağa ve çevreye katkısından bahsettim ve kendisinden de fikirlerini almak istedim. Kendisi projeyi inceledi ve binanın güzel ve çevreye katkısı olan bir bina olduğunu söyledi. Yani izin almak çok zor olmadı. Zaten doğru çözümlerle gittiğiniz zaman problem olmuyor.”

Farklı dönemlerin mimarileri yan yana yer alabilmeli
“Türkiye’de korumacılık anlayışı eskinin tekrarı ve taklidi üzerine kurulu. Bugün Barselona’ya gittiğinizde, tarihi binaların içerisinde yapılmış birçok modern bina da görüyorsunuz. Buna izin veriliyor. Bundan birkaç yüzyıl sonra Galata’ya baktıklarında sadece 19. yüzyıldan kalma binalar ve sonraki 200 sene boyunca onların taklitlerinin yapıldığının görülmesi doğru olmaz. Farklı dönemlerin mimarileri yan yana yer alabilmeli.”
“Bu bina belki hepimiz için bir şans oldu. İnsanlar binaya kötü reaksiyon gösterebilirdi, beğenmeyebilirdi. Ama öyle olmadı. Toplumun büyük bir kesiminden kabul gördü. Bu da bundan sonra yapılacak çalışmalar için bir yol açabilir diye düşünüyorum.”