E-dergi
e-dergi

Gökhan Avcıoğlu "Güzel Yaşlanan Cepheleri Seviyorum"


One Ortaköy, Borusan Müzik Evi, NLF ve Newada gibi ödüllü tasarımları bulunan, İstanbul Shell Genel Müdürlük Binası (Doğan Holding), Esma Sultan, Kuum Otel, Beşiktaş Balık Pazarı, Bademlik Termal Otel&Spa ve Autopia gibi önemli projelere imza atan Global Architectural Development-GAD’ın Kurucusu Mimar Gökhan Avcıoğlu, “Güzel yaşlanan cepheleri” sevdiğini söylüyor. “Geçmişte yapılanlara bakınca, yeni sistemlerin vaat ettiği, ‘her şeyi yirmi santimetrede halletme’ düzeninin çok geçerli olmadığını görüyoruz” diyen Avcıoğlu, “Dolayısıyla mimarlık ofisi olarak son yaptığımız yapılarda, cidarların olabildiğince geniş kurgulandığını, içlerinde birçok özelliği taşıyabilecek yapılarda olduğunu görürsünüz. Hem doğal, hem de ekolojik malzemeler olarak ahşap ve taşı bolca kullanıyoruz. Bu tür doğal malzemelerin ömürlerinin uzun olduğunu, hatta güzel yaşlandıklarını düşünüyorum.” diyor.

Avcıoğlu, sektör firmalarına da bir çağrı yapıyor: “Şehirler büyüdükçe çok fazla yapay malzemeden oluşmuş yüzeyler arasında yaşamaya başladık. Dolayısıyla bunların arasına ne kadar yeşil girebilirse o kadar iyi. Bu bazen bir park olmayabilir ama bir bina cephesi veya çatısı olabilir. Bence Türkiye’de malzeme üreticileri özellikle bu konularda yeni yatırımlara girmeli”.

Çatı&Cephe: Mimari anlayışınızı ve bina kabuğuyla ilgili görüşlerinizi özetleyebilir misiniz? Bir yapıda kabuğun önemi sizce nedir ve yapı tasarlanırken cephede nelere dikkat edilmeli?..

Gökhan Avcıoğlu: Projelerimizde dikkat ettiğimiz üç ana konu var. Bunlardan birisi, yaptığımız bir binanın program ve fonksiyon açısından, bina kullanma kültürünü geliştiren bir boyutu olması. İkincisi, strüktürel olarak aynı özelliği farklı bir şekilde yerine getirebilen bir yapıda olması. Ve mimarlık ortamında daha önce kullanılmamış farklı bir malzemeyi kullanmak veya bir malzemeyi mimaride kullanılmadığı bir şekliyle değerlendirmek gibi bir takım düsturlarımız var...

Bina cepheleri esasında yapıların hem dışarıdan algılanmasını sağlayan, hem dışarıyla içerisi arasında bir mahremiyet ilişkisi kuran, hem de aynı zamanda içeri ve dışarı arasındaki iklimsel dengeyi sağlayan bir özellik taşıyor. Tabii mimaride, inşaat sektöründe gelişmeler yaşandıkça, bu dış çeper ile ilgili veya bunun olanakları üzerinden mimariyi kurma fikri de giderek gelişiyor. Ama bunların çoğu önemsiz işler oluyor... Mesela şu anda, Vedat Tek tarafından 1929 yılında yapılan içinde bulunduğumuz binanın dış cephesi tamamen kagir sistemle yapılmış. Cephe duvarı yetmiş santimetre kalınlığında, yer yer de bir metreye varıyor. Cephede çift cam çerçeve sistemi var. İki çerçeveyi birden kapattığınız zaman dışarıyla olan hem ısı hem sesle ilgili bağlantı ciddi anlamda kesiliyor. Dışarıdan yağmur suyu içeriye gelene kadar neredeyse mevsimler değişiyor. Dünyanın en ekolojik yapılarının birinin içindeyiz. Binanın içinde mekanlar arasında da ilişkiler buna benzer sistemlerle kurulmuş. Dolayısıyla geçmişte yapılanlara bakınca, yeni sistemlerin vaat ettiği, “her şeyi yirmi santimetrede halletme” düzeninin çok geçerli olmadığını görüyoruz. Dolayısıyla mimarlık ofisi olarak son yaptığımız yapıları incelerseniz, bu cidarların olabildiğince geniş kurgulandığını, içinde birçok özelliği taşıyabilecek bir yapıda olduğunu görürsünüz. Mesela hem doğal, hem de ekolojik bir malzeme olarak gördüğümüz ahşap ve taş gibi malzemeleri bolca kullanmayı seviyoruz. Sıvanın da usulüne uygun yapıldığı takdirde çok yanlış bir malzeme olmadığını düşünüyorum.

Özellikle 20. yüzyılda üretilen yapıların cephe sistemleri çok kırılgan. Tıpkı otomobillerde olduğu gibi bir yerleri çizilince ya da cam kırılınca oluşan görüntü çok rahatsız edici. Yani eski yapılar gibi değil. Mesela biz Esma Sultan Yalısı projesinde çalışırken, önümüzde sadece pencere boşlukları olan, camları bile bulunmayan tuğla bir bina vardı. Buna rağmen çok güzel görünüyordu. Eski binalar, camı, çerçevesi olmadan da güzel görünüyorlar. Fakat yeni yapılar bu şekilde olduklarında “bitmemiş” bir inşaat gibi rahatsız edici bir görüntü oluşturuyorlar. Göz de onu eski yapılardaki gibi tamamlayamıyor. Tamir veya bakım halindeyken de birden değersizleşiyorlar. O yüzden ancak yapılar gelecekte kendi arazlarını halledebilirlerse, yani nanoteknolojik boyalar veya kaplamalarla üzerlerinde oluşan deformasyonu kendi kendine kapatabilecek, kendi kendini tamir edecek materyaller yaygınlaşırsa, belki bu konuda başka bir noktaya gelinecek. Ama taş, ahşap veya sıva gibi doğal malzemelerden uzaklaştıkça bu sorun devam edecek gibi görünüyor. Bu tür doğal malzemelerin ömürlerinin uzun olduğunu, hatta güzel yaşlandıklarını düşünüyorum. Dolayısıyla güzel yaşlanan cepheleri seviyorum.

Artık günümüzde şehirlerin altyapılarının çok pahalı olmasından kaynaklanan bir nedenle, kendi kendine yeten binaların çoğalması gerektiğine inanıyorum. Enerjisini kendi üreten, alternatif enerji kaynaklarını kullanan, şehir altyapısından bağımsız, pis suyunu kendi dönüştüren binaların yaygınlaşması, çevresel anlamda da bir zorunluluk haline gelmeye başladı. Bunlar tabii ki çatı ve cephelerden beslenecekler. Diğer taraftan çatıları da sadece güneş enerjisi toplayan bir unsur olarak kullanmaktan yana değilim. Bizim projelerimizde bu pek yoktur. Çatıların kullanımı, başka malzemeleri kapatılmış bir çatı olmasından çok daha fazla ilgilendiriyor bizi. Bu tür imar yönetmeliklerinden kaynaklanan çatı anlayışına da itiraz ediyoruz. Orada ciddi bir alan, yani topraktan borç alınmış bir alan, çok güzel bir yeşil rekreasyon alanı olarak kullanılabilir diye düşünüyoruz. Bu nedenle cephe ve çatı, hatta bizim için çatı ve cephenin bir arada göründüğü, bir arada var olduğu, birbirine aktığı sistemler, daha landscape edilmiş cepheler daha önemli oluyor. Yeşille kaplı bir çatı ve cephe hakikaten güzel sonuçlar veriyor ama bunun bir alışkanlık, bir yaklaşım haline gelmesi biraz zaman alacak. Bu tip çatı ve cephelerin böcek vs. üreteceğine dair bazı korkular da oluyor. Ama ekosistemlerle bunları kontrol altında tutmak mümkün. Şehirler büyüdükçe çok fazla yapay malzemeden oluşmuş yüzeyler arasında yaşamaya başladık. Dolayısıyla bunların arasına ne kadar yeşil girebilirse o kadar iyi. Bu bazen bir park olmayabilir ama bir bina cephesi veya çatısı olabilir. Dolayısıyla bence Türkiye’de özellikle malzeme üreticileri bu konularda yeni yatırımlara girmeli. Türkiye’nin çok güzel bir doğası ve iklimi var. Çok soğuk ya da çok sıcak ülkelerin yaşadığı problemlerle karşı karşıya değiliz. Eğer bu avantajları düşünürsek, şehirlerin içinde bile sanki doğanın içerisinde yüzde yüz olmasa bile ona yakın bir yaşam sürebiliriz.

Bir başka rahatsız edici konu da, Türkiye’deki şehir kurgularının aşırı düzeyde otomobil merkezli olmasından kaynaklanıyor. Bu konuda hem hükümet, hem bakanlıklar, hem de üniversiteler nezdinde yeni çalışmalar yapılıyor. Sanki yeni üniversitelerle üretici arasındaki bağlar gelişmeye başladı. Üniversitelerde keşfedilen şeylere üreticilerin ilgisi artıyor. Projelerin gelişmesi için özellikle özel ve vakıf üniversitelerinin bu anlamda devlet üniversitelerine göre daha açık olduğunu söyleyebiliriz. Bu konuda ortak çalışmalar yapılabilir diye düşünüyorum.

Binalar aslında deneysel çalışmalardır. Yani her bina aslında yeni bir şey ortaya koymak için bir fırsattır. Bunların, benim başta söylediğim üç konu üzerinden, en azından bir tanesi, mümkünse iki tanesini, eğer üçünü de sağlayabiliyorsa, bu mimarlığa ve yaşam kültürümüze bir katkı sağlayabilir.

Çatı&Cephe:
Kendi projeleriniz içinde cephe ve çatısını özel bulduklarınız hangileri? Bunlar hakkında kısaca bilgi alabilir miyiz?

Gökhan Avcıoğlu: Biraz önce anlattığım üç özelliği tüm projelerimizde uygulamaya çalışıyoruz. Program, yani bizim için binanın fonksiyonu, ne amaçla kullanılacağı önemli. Ama bina güzel olursa bu fonksiyon zaman içinde değişebiliyor, yani iyi bir yapıyı hiç kimse yerinden oynatmak ya da onun yerine başka bir şey yapmak istemez. Bu, bizim Kadıköy sınırları içinde yaptığımız bir tuvalette başımıza geldi. Marmaray ile çakıştı. Fakat kamusal kullanıma destek veren bir yapı olduğu için Marmaray o noktada proje değişikliği yaptı ve onu yıkmadı. Yani bu olabildiğine göre birçok yapı, fonksiyonunu değiştirerek yaşamına devam edebilir. İşte eski yapıların otele, müzeye, okula dönüşmesi, konut amaçlı kullanıma dönüşmesi biraz bu yüzden oluyor. Eski bir fabrika sonradan konut olarak da kullanılabiliyor. Biz eski yapılarla birlikte çalışmayı, onlara bir şey eklemeyi, onlara bir şey eklemeyi seviyoruz, bizim ilgimizi çekiyor. Türkiye’de zaten birçok şehrin dokusu çok eski, bazıları 8500 yıla dayanıyor. Tabii ki böyle bir dokunun içerisinde toprağın altında neler olduğunu bilmediğimiz için her gün yeni bir sürprizle karşılaşıyoruz.

Fakat İstanbul’da olmanın bazı özel durumları var. Bunlardan birisi, sizden önce yapılmış, belli bir lezzeti olan yapıyla ilişki kurmak, mimar açısından hem keyifli hem de ileriye dönük bir devamlılık sağlıyor. Mesela Esma Sultan projemizde biz tamamen iskelet bir yapının içerisine yeni bir cam bina oturttuk. O binanın eski ve yeni ilişkisi her zaman karşılaşabileceğimiz bir kontrast oluşturmuyordu. O yüzden ilginç bir projedir. Yeni bir şeyler söylüyor ama eskiyle de bir bağ kuruyor. Şanslı olduğumuz projelerden birisiydi.

Yıllar sonra bunun bir başka versiyonunu Borusan Müzik Evi’nde gerçekleştirdik. O da sadece ön cephesi olan bir yapıydı. İçi boşaltılmıştı, sonra sanatla ilgili yepyeni bir yapı olarak içini organize ettik. Çok önemli bir lokasyon olan Beyoğlu’nda, neredeyse hiçbir santimetrekaresini kaybetmememiz, iyi bir ısı ve ses yalıtımı yapmamız gereken ve çatının her köşesi dahil her tarafını kullandığımız bir yapı haline çevirdik. Ama eskiye ait olan parçalar olduğu gibi duruyor.

Autopia da ilginç bir proje. Dünyanın en büyük alışveriş merkezlerinden birisi olarak görülebilir. Bir bisikletten uçağa, otomobilden deniz aletine kadar kişisel kullanıma açık tekerlekli veya tekerleksiz, bir sürü aracın satıldığı bir yer. Hem içe hem dışa yönelik bir proje.

Ataköy Plus’ta ise bir maskeleme, ikinci bir cephe yaptık. O cephe hem ana binanın ihtiyacı olan teknik donanımı dışarıdan ulaştırmamızı sağlıyor, hem farklı bir albeni getiriyor. Ayrıca gece kullanımında ışık kullanımı için bir imkan sağlıyor. Çift cephe durumlarında ana malzemenin dışında başka bir malzemeyle sarıp sarmalamayı seviyorum. NLF’nin cephesi ahşap ve alüminyum karışımı kompozit bir malzeme. Uzun ömürlü. Biraz önce anlattığım konuların üzerine gelişiyor projeler. Yani biz hep bunun üzerinde duruyoruz ve değişik ölçekleri deniyoruz. Bursa’da, bulunduğu noktada 360 derece dönüyor. Özellikle gündüz de gece de etrafını görüyor, her noktada ilginç bir şey var etrafında. Kendisi de de güzel bir manzara oluşturuyor.

Durusu Houses’un olduğu bölge yağmuru, karı ve rüzgarı bol bir yer. Öyle bölgelerde bütün cephenin korunaklı yüzey olarak çalışması daha iyi oluyor. İçeride de ilginç perspektifler yaratıyor. Yapının kendi içine dönük veya yapının çevreyle kuracağı ilişkilerde çevrenin çetin şartlarına cevap verecek bir cephe sistemi olması lazım. Dolayısıyla bunlarda tek bir formül yok, bulunduğu yere göre, çevresindeki yapılı duruma, verilere göre bir geliştirme yapıyoruz. Dolayısıyla bizdeki o çeşitlilik oradan kaynaklanıyor. Farklı coğrafyalarda farklı şehirlerde proje yapmayı seviyoruz. Bu demek değil ki aynı yerde birbirinin arkasından gelen projeler yapmayız. Ama tabii ki zaman içerisinde önemli lokasyonlarda projelerimiz de oluyor. Ama önemli lokasyonlarda karışan çoktur. Onun için bazen farklı bölgelerde çalışma yapmak, farklı yaklaşımları görmek gerekiyor. Tek bir yerde, tek bir şehirde, tek bir ülkede proje üretmek bugün için çok besleyici olmuyor. Kendi kendini kurutuyor maalesef. Bazı yerlerde belediyeler, yönetmelikler ve yöneticiler konuya çok müdahil oluyorlar. Ve orada olabilecek yeni olanakların önünü kesiyorlar. Arsalar pahalanıyor. Deney yapmaya çok elverişli olmuyor.

Çatı&Cephe: Cephe ve çatı sektörlerinde faaliyet gösteren firmalara ne önerirsiniz?

Gökhan Avcıoğlu: Cephe danışmanlığı çok önem kazanan bir dal olmaya başladı. Çünkü mimarlık eğitimi ve mimarlık pratiği her şeyi öğretmeye yeterli değil. Tarihsel süreçte, içinde bulunduğumuz binada olduğu gibi tarihsel bir miras var. Ama bu mirası tabii ki büyük binalarda, yüksek binalarda kullanmak her zaman mümkün değil.

Buradaki performansı ve kaliteyi sağlayabilecek, uzun ömürlülüğü temin edebilecek, dünyadaki gelişmeleri aktarabilecek cephe danışmanlarıyla çalışmanın önemi arttı.

Biz de bir tercihte bulunmadan önce cephe danışmanlarıyla çalışıyoruz. Çünkü bu bir uzmanlık işi. Bazı materyallere karar versek bile onları nasıl aplike edeceğimizi, nasıl kullanacağımızı onlara danışıyoruz.

Çatı&Cephe: Yeşil Binalar konusundaki görüşleriniz nelerdir? Amerika’da da ofisiniz var, orada durum nasıl?

Gökhan Avcıoğlu: Binalarda sürdürülebilirlik çok önem verilmesi gereken bir konu. Fakat bu konuda devletin bir yaptırımı olması ve vergi gibi konularda teşvik edici bir konumda bulunması gerektiğine inanıyorum. Devlet kesinlikle özendirici olmalı.

Türkiye’de Yeşil Binaların sayısı yavaş yavaş artıyor. Zamanla daha da artacağını düşünüyorum. Amerikan hükümeti Yeşil Binalara yüzde yüze yakın destek veriyor ve vergi indirimi yapıyor. Bence Türkiye’de de o ölçekte olması lazım. Yoksa neden insanlar böyle bir şeyi tercih etsinler. Bazen ekolojik, sertifikalı malzemeleri kullanmak çok pahalıya mal oluyor.

Autopia
Gökhan Avcıoğlu&GAD ve Dara Kırmızıtoprak tarafından tasarlanan Autopia, Beylikdüzü’nde E-5 otobanı üzerinde konumlanıyor. Günümüzde şehir planlamasının en büyük zaaflarından biri, kişi ve kurumlara tahsis edilen alanların çevresiyle ilişkisine dair çekme mesafeleri dışında herhangi bir düzenleme getirmiyor oluşu. Parsellerin parçalar halinde geliştirilmesi, güvenlik sebebiyle geçirgen olmayan bahçe duvarlarıyla çevrilmesi ve bu iç alanların sadece kendi ilişkileriyle ilgilenmesi, biraraya gelemeyen ve bütün olamayan şehirler meydana getiriyor. Bu nedenle Autopia, binanın E-5 cephesinden algısının güçlendirilmesi için geri çekilmiş. Birçok noktasından giriş ve çıkış bulunuyor ve yanından gelecekte yapılması planlanan yapılar ve bunların çevresel düzenlemeleriyle uyumlu olacak esneklikte bir çevre düzenlemesine sahip. Binanın ön kısmında canlı E-5 cephesine yönelik bir sosyal toplanma alanı düzenlenmiş. Binanın ince uzun formunun ön kısımda organik bir şekilde sosyal toplanma alanıyla kaynaştırılması sonucu normalde 100 metre cephesi olan ve ekonomik olarak daha değerli olan cephe iki katına çıkarılmış. Oluşturulan alanın ortasında ise kafe ve restoran işlevine sahip bir nirengi noktası konularak otomobil galerilerinin dış uzantıları, araç ulaşım ve park alanları ile yaya toplanma ve ulaşım yollarının uyumlu bir kombinasyonu elde edilmiş. Projenin en radikal özelliği, yapı içinde araç dolaşımına olanak sağlayan bir sistem yaratılması. Çatı katına eklenen sürüş pisti ile yapı programı tamamlanmış. Mekanın sahip olduğu 7 metre yükseklik ve 1 kilometre uzunluğundaki cephenin birbiri içine akan farklı karakterli malzemeler uyumlu bir şekilde bir araya getirilmiş. Binanın ekonomik olarak daha değerli A blok cephesi, içerisindeki alanın maksimum algılanması amacıyla tamamen camdan üretilmiş bir cephe ve cephe taşıyıcı sistemine sahip. Binanın uzunluğunun meydana getireceği monoton etkiyi kırmak için uzun cephelerdeki dörder adet çekirdeğin bulunduğu yüzeyler beton olarak bırakılmış, hemen önünde de genişletilmiş metal bir katman eklenmiş. Gece görünümünde aydınlatılan bu beton yüzeylerden gelen ışığın, genişletilmiş metalin arasından sızması öngörülmüş. Bina genelinde beton, epoksi, cam ve metal malzemeler kullanılmış. Binanın büyüklüğüne orantılı olarak minimum birleşim detayı kullanılmaya özen gösterilmiş. Bu amaçla farklı malzemeler, birbirlerine gömülmek yerine, birleştikleri noktalarda katmanlaşmak ya da belli mesafelerde kalacak şekilde bırakılmak yoluyla bir araya getirilmiş.

Gökhan Avcıoğlu’nun projelerinden...
Bademlik Termal Otel ve Spa
İmza attığı projelerle Türkiye’yi uluslararası arenada birçok kez temsil eden mimar Gökhan Avcıoğlu, Londra’da düzenlenen 2012 International Hotel Awards - 2012 Uluslararası Otel Ödülleri’nde, Eskişehir’de bulunan, dünyanın önde gelen inşaat şirketlerinden Polimeks İnşaat’ın yapımını üstlendiği Bademlik Termal Otel ve Spa projesi ile Highly Commended Hotel Architecture - Europe Ödülü’ne layık görülmüştü. Odun Pazarı bölgesinde, ağaç konumları dikkate alınarak özenle yerleştirilen “Eskişehir Bademlik Termal Otel ve Spa” projesi, merkezde bulunan bir spa ve wellness merkezi ile bu merkezi çevreleyen konaklama ünitelerinden oluşuyor.

Esma Sultan
Esma Sultan, Ortaköy de Boğaz kıyısında bulunan çok amaçlı bir etkinlik salonu... Bina, bir yazlık saray olarak Osmanlı Sultanı’nın eşi için yaklaşık 200 yıl önce inşa edilmişti. Ancak yapı bir asır kadar önce çıkan yangında tahrip olmuş ve sadece tuğla olan dış duvarları kalmıştı. 1999 yılında bu güzel yapı kalıntısının yeniden kullanılmasına karar verildi. Böylece 200 yıl önce inşa edilmiş bir yapı günümüz mimari diliyle ve teknolojisi ile tekrar yorumlanarak işlevli hale getirildi. İlk olarak çerçeve şeklinde kalmış duvarlar içine hafif çelik bir strüktür ve camdan oluşan bir iç mekan tasarlandı. Genellikle cam binalar sıcak iklimlere sahip ülkeler için konforlu değildir; ancak sarayın tuğla duvarları bu cam yapıyı inşa etmeyi mümkün ve gerekli kılmış. Tuğla duvarlar cam ile yaratılmış mekanda ikinci bir layer yaratarak güneş ışığı, rüzgar gibi değişken çevre etkilerine daha uyumlu olmasını sağlıyor. Yapının giriş katında bar ve restoran, çelik kavisli merdiven ile girilen ikinci katta konferans salonu veya etkinlik alanı olarak kullanılabilen mekanlar bulunuyor.

Ataköy Plus Alışveriş Merkezi

25 bin m² alan üzerine kurulu, Ataköy’de bulunan Ataköy Plus Alışveriş Merkezi, İstanbul için çağdaş ve farklı bir alışveriş deneyimi yaşatıyor. Bu yeni merkez, kent içerisindeki yerinin avantajını kullanıyor ve bulunduğu bölgede kentsel yenilenmeyi daha büyük ölçeğe yayıyor.

Mimari strateji yapının cephesi ile çalışıyor. Cephe, farklılaşan yüzeylerin çeşitlendirmeleri ile gerçekleşiyor. Cephe; güneye, kuzeye, batıya ve doğuya göre farklılıklar gösteriyor. Bu koordinatlar aynı zamanda çevredeki konut, ticaret ve kentsel altyapıya göre de farklılaşıyor. Projenin programı hem müşteriler hem de dükkân sahipleri için modern ve çeşitlilik oluşturacak bir şekilde oluşturulmuş.
Geri