E-dergi
e-dergi

Bir Mimar; ve Cephe

AE Mimarlık Yönetim Kurulu Başkanı Mimar Ahmet Erkurtoğlu

Kentsel Dönüşüm kapsamında Kadıköy'de en çok proje üreten mimarlardan birisi olan Ahmet Erkurtoğlu, buna rağmen kentsel dönüşüme en fazla eleştiri getiren mimarlardan birisi... Her fırsatta, böylesi bir dönüşüme karşı olduğunu vurgulayan Erkurtoğlu, "Kentsel Dönüşüm 'rant' olarak algılanıyor ve konutlarda insanların yaşayacağı maalesef gözardı ediliyor" diyor...

İnebolu’da 1959 yılında doğan ve ilk, orta, lise eğitimini İnebolu’da tamamladıktan sonra 1979 yılında Trakya Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’ne birincilikle giren AE Mimarlık’ın Kurucusu Mimar Ahmet Erkurtoğlu, 1983 yılından 1991 yılına kadar Kadıköy’de mimari bir ofiste çalıştıktan sonra 1991 yılında AE Mimarlık’ı kurmuş... 2005-2010 yılları arasında İstanbul’da Anıtlar Yüksek Kurulu’nda kurul üyesi olarak da görev alan Erkurtoğlu, yurtiçi ve yurtdışında birçok konseptte milyonlarca metrekare projeye imza atmış. Referansları arasında konutlar, iş merkezleri, rezidanslar, hastaneler, alışveriş merkezleri, oteller, spor tesisleri, dini tesisler ve huzur evleri gibi farklı fonksiyonlarda çözümler yer alan Erkurtoğlu’nun önemli bir özelliği de kentsel dönüşüm projelerinin yoğun olarak hayat bulduğu İstanbul’un Kadıköy ilçesinde en çok proje üreten mimarlardan birisi olması. Ahmet Erkurtoğlu son dört yıldır bölgede iki yüzü aşkın projeyi hayata geçirmiş ve bir milyon metrekarelik projeye imza atmış.
Fikirtepe’nin ilk kentsel dönüşüm projesi olan “Evim Kadıköy”ün de mimarı olan Mimar Ahmet Erkurtoğlu, bununla birlikte kentsel dönüşüme en fazla eleştiriyi yapan mimarlardan birisi olma özelliğine de sahip... Biz de “Böylesi bir kentsel dönüşüme karşıyım” diyen Erkurtoğlu ile hem kentsel dönüşüm hem de çatı ve cephe sektörlerine yönelik görüşlerini paylaştığı bir röportaj gerçekleştirdik. İşte Erkurtoğlu’yla yaptığımız röportajdan bazı satırbaşları... 

Kentsel değil, binasal dönüşüm yaşanıyor
“Türkiye’de ‘Kentsel Dönüşüm’ kavramı üzerinde halâ tam bir uzlaşma sağlanabilmiş değil. Şu an kentsel dönüşüm ada bazında değil, parsel bazında gerçekleştiriliyor. Bu yüzden de proje metrekare alanları ve insanların yaşam alanları giderek küçülüyor. Meslek birlikleri, mimarlar, inşaat firmaları dönüşümdeki doğru ve yanlışları masaya yatırıyorlar ancak kentsel dönüşüm ‘rant’ olarak algılanmaya devam ediyor ve konutlarda insanların oturacağı, yaşayacağı gözardı ediliyor. Kentsel dönüşüm adı verilen ‘binasaldönüşüm’le birlikte Kadıköy’de şu an tam bir kaos yaşanıyor...”

Kente yük biniyor
“Kentsel dönüşümün kente bir katkısı olmadığına, aksine kente yük bindirdiğine inanıyorum. Bu dönüşümün parsel bazında değil de ada bazında yapılması, adalarda emsal transferleri yapılarak yeni donatı alanlarına muhakkak yer ayrılması gerekiyordu. Aksi takdirde yolların, altyapının, donatı alanlarının değişmediği bu dönüşümde, yaşadığımız kente daha çok yük bindirmiş olacağız ve yaşamaya çalıştığımız kenti daha da yaşanılmaz hale getireceğiz. Bina ve nüfus yoğunluğunu artırıyoruz. Kadıköy’ün dokusuna zarar veriyoruz. Binaların yenilenmesi deprem açısından tabii ki doğru ama bu şekilde olmaması lazım. Bir buçuk milyon metrekarelik araziye sahip Fikirtepe’de ne yazık ki bir şehir meydanı bile bulunmuyor”...

Sürdürülebilirlik, projenin başında ele alınmalı
“Parsellerde, maalesef ağaçları bile koruyamadığımız durumlar oluyor. Bina bazında da arzu edilen uygulamaları yapmakta zorlanıyoruz. Mesela sürdürülebilir Yeşil Binaların yatırım maliyetleri çok yüksek olmamasına rağmen yatırımcı çoğu kez ekstra maliyete muhalif oluyor. Öncelikle bu konuda yatırımcıların bilinçlendirilmesi gerekiyor. Sürdürülebilirliğe öncelikle yatırımcıların gönül vermesi şart. Yatırımcı sertifikalı bir binayı satış ve pazarlama unsuru olarak değerlendiriyor. Dolayısıyla sürdürülebilirlik, proje aşamasında biraz ikinci planda tutuluyor ve ilerleyen safhalarda gündeme getiriliyor. Halbuki çevresel kaygılar, projenin en başından ele alınması gereken konular. Ayrıca sürdürülebilir unsurlardan gri su toplama sistemleri, güneş enerji sistemleri gibi konuları ve binanın yerleşimi gibi unsurları, daha yaşanabilir bir dünya için uygulamaya çalışıyoruz. Fakat Kadıköy bölgesinde binanın oturacağı yön bile belli olduğundan mimar olarak çok serbest davranamıyoruz. Fikirtepe, büyük ölçekli bir alan olduğundan büyük bir şans vardı ama planlanırken kentsel mekanlar oluşturulamadı ve sürdürülebilir binalara yeterli ağırlık verilemedi. Küçük parsellerde, yağmur suyu toplama sistemlerinin yerleştirilecek yer bile bulunamıyor. Belki belediye, bahçelerde su depolarının kurulumu için bir düzenleme getirebilir. Bölgede her ne kadar parsel bazlı binaların ada bazlı versiyonları oluşturulsa da bütünlük elde edilemedi. İleride büyük sorunlarla karşılaşacağız. Çünkü kente getirilen yük gerçekten çok fazla...”

Önceliğimiz işlevsellik
“AE Mimarlık olarak önceliğimiz işlevsellik... Projelerimizi minimum kayıp alanla çözmeye çalışıyoruz. Cephe de ondan sonra geliyor. Bugünlerde cephesi farklı birçok binayla karşılaşıyoruz. Fakat iç mekanları o kadar boğucu ve sıkıcı ki, o cephenin de hiçbir anlamı kalmıyor. Cephenin satışa katkısı anlaşıldığından cepheye çok önem veriliyor. Biz ise öncelikle iç mekanlara odaklanıyoruz. Ağırlıklı olarak iç mekanların kullanışlı, işlevini yerine getiren mekanlar olmasına dikkat ediyoruz. İç mekan düzgün olduğu sürece dış cephe her zaman istenildiği gibi değiştirilebilir. Fakat içeride bir merdiven yerine asansör yerleştirmek o kadar kolay olmayabilir...”

Cepheye mal sahibiyle karar veriyoruz
“Cephe tasarımı, maliyeti bire bir etkilediğinden müteahhit ve mal sahibinin inisiyatifinin fazla olduğu alanlardan birisi. Dolayısıyla cepheye mal sahibiyle birlikte karar veriyoruz. Kentsel dönüşüm projelerinin çoğunda prekast beton, alüminyum kompozit ve cam gibi malzemelerle neredeyse birbirlerinin tekrarı cepheler yapıyoruz. Fakat büyük ölçekli projelerimizde çok daha farklı odak noktamız oluyor. Fonksiyonelliğin yanında cephede mekan algısını dışarıya yansıtacak kütle hareketini dikkate alıyoruz. Bunu yaparken tabii güneş, deniz manzarası gibi yönlenmeler önemli oluyor. Bunların sonucunda çevrenin getirdiği faktörler ve içerideki kullanımları sentezleyerek zaten bir cephe formu otomatikman ortaya çıkıyor. Bu anlamda da farklı malzemeler kullanabiliyoruz. Kartal’da önümüzdeki günlerde başlayacak projemizde, bütün odaların deniz görmesi isteniyordu. O yüzden kübik bir bina yerine bumerang tarzında tamamen cam cepheli 36 katlı bir bina yaptık...”

Cepheyi zayıflatmak mantıklı değil
“Son dönemde yapılan cephede yangın güvenliğiyle ilgili düzenlemeler bence doğru. Cepheyi güzelleştiriyorum diye yangın riski açısından cepheyi zayıflatmak tabii ki mantıklı değil. Belge bir şekilde alınıyor fakat asıl olarak Türkiye’de eksik olan denetim mekanizmalarının zayıflığı.”

Mimarlar belirleyici değil
“Türkiye’de aslında cephe malzemesi açısından pek sıkıntı yaşanmıyor. Önemli uluslararası üreticilerin çoğu Türkiye piyasasında yer alıyor. Fakat fiyattan dolayı mimarlar ürün seçme konusunda zorluk yaşıyorlar. Çünkü seçim konusunda iş, mal sahibi ve müteahhitte bitiyor. Mimarlar, yönlendirmelerine rağmen bu konuda çok da belirleyici değiller. Aslında Türkiye’de mimarların çok büyük kısmı mimarlık yapmıyor. Ancak çok özel projelerde mesleki olarak kendimizi tatmin edebiliyoruz...”

Teknik destek konusunda sıkıntı yaşıyoruz
“Genelde cephe malzemesi üreticileri oldukça kaliteli ve çeşitli malzemeler üretiyorlar. Fakat biz genelde üreticilerle değil de uygulamacı firmalarla sıkıntılar yaşıyoruz. Hiç giydirme cephe görmemiş birisi bile cephede uygulama yapabiliyor. Ara eleman sıkıntısı bizce en büyük problem. Ayrıca giydirme cephe malzeme üreticileri de teknik destek konusunda zayıflar. Durum böyle olunca projeye özgü detaylar olay yerinde çözülmeye çalışılıyor. Sorun o an için çözülse de kısa bir süre sonra başka sorunlarla karşılaşılıyor. Derzler tutmuyor, yalıtımda problemler çıkabiliyor veya köşe birleşimlerinde sıkıntılar olabiliyor...”

Cephe danışmanlık firmaları bizi rahatlatıyor
“Bazı büyük ölçekli projelerimizde cephe danışmanlarıyla çalışma fırsatı bulabiliyoruz. Bu bizi oldukça rahatlatıyor. Kullanılacak camın seçiminden mekanik hesaplamalara kadar, kabuğun ana kütleyle ilişkisinden teknik şartnameye kadar her süreçte büyük katkı sağlıyorlar. Sonuçta biz mimarız ve bu kadar çok teknik detaya hakim olamamamız da doğal. Bir mimarın cephe danışmanlık firmasını yönlendirmesi, onunla birlikte çalışması projeyi gerçekten çok kolaylaştırıyor. Cephe danışmanlık firmaları, çıkan problemlerde yükümüzü hafifletiyorlar. Mimarlık multidisipliner bir meslek. O yüzden yangın, ses ve aydınlatma gibi farklı danışmanların projede yer alması çok önemli...”

Cephede sadelik hoşuma gidiyor
“Şahsen cephede sadelik ve doğallık hoşuma gidiyor. Doğaltaş veya beyaz prekast beton en sevdiğim malzemelerden. Tabii ki cam ve başka modern malzemeleri de sıklıkla kullanıyoruz. Bunların arasında perfore metal kaplamalar oldukça ilgimi çekiyor...” 


Geri
share on twitter share on facebook