E-dergi
e-dergi

Bir Mimar; ve Cephe

Prof. Dr. Nihal Arıoğlu: "Önce İşlev"

Cephenin, öncelikle yüklendiği işlevleri yerine getirmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Nihal Arıoğlu, "Cephe tasarlanırken de bu işlevleri yerine getirebilecek malzemelerin seçimi çok önem kazanıyor. Bununla birlikte hem alternatiflerin artması hem de kullanıcı beklentilerinin karmaşıklaşması nedeniyle malzeme seçimi artık eskisi gibi basit bir işlem olmaktan da çıktı" diyor...

Uzun yıllar İTÜ Mimarlık Fakültesi’nde Öğretim Üyeliği yapan Prof. Dr. Nihal Arıoğlu, emekliliğinin ardından Beykent Üniversitesi ve Medipol Üniversitesi’nde dersler vermeye devam ediyor. İTÜ’de yüksek lisans ve doktora danışmanlıklarını da sürdüren Arıoğlu’nun Mimarlıkta Malzeme, Malzeme Karakterizasyonu, Malzeme Koruma, Yapı Değerlendirme, Yapıda Sistem ve Malzeme Seçimi, Yapı Malzemelerinde Yeni Ürün ve Sistem Geliştirme Teknikleri, Malzemede Geri Dönüştürülebilirlik gibi konularda seksenin üzerinde yerli-yabancı dilde yayını ve 5 kitabı bulunuyor. Biri TÜBİTAK olmak üzere çeşitli kurumlara yapılmış proje ve mesleki uygulamaları da olan Arıoğlu, bugüne kadar elde ettiği deneyim ve bilgi birikimini ileride meslektaşı olacak yeni kuşaklara aktarabilmek için adeta zamanla yarışıyor. Sektörün en önemli organizasyonlarından birisi olan Çatı ve Cephe Sempozyumu’nun uzun yıllardır Bilim Kurulu Başkanlığını da yürüten Arıoğlu, bu koşturmaca içinde bizlere de zaman ayırdı ve Çatı&Cephe sektörüyle ilgili düşüncelerini paylaştı...

Çatı&Cephe: Son yıllarda cephelerde hem form, hem malzeme kullanımı, hem de yapım teknolojileri açısından bir değişime şahit oluyoruz. Bina kabuğundan performans beklentileri artıyor... Sizce ilerde nasıl cephelerle karşılaşacağız? Bina kabuğundaki dönüşüm nereye doğru gidiyor?

Nihal Arıoğlu: Teknoloji ile birlikte konseptler de değişiyor. Rahmetli Hocam Altan Öke, ilk Yüksek Binalar Sempozyumu’na hazırlanırken, “İleride İstanbul’un silueti ne olacak?” diye bir soru sormuştu. Kendisi, yüksek binalar konusunda ilk kez çalışma yapan, bize de kompleks binalar konusunda çalışma yaptıran kişiydi. O soru hep aklımdadır... İstanbul’un siluetine baktığımızda, yeni binaların tamamında cam giydirme cephelerin ağırlıkta olduğunu görüyoruz. Kanımca bu tercihin temel nedeni, bizdeki yeni sistem ve malzeme seçimi ağırlıklı bilimsel araştırmaların yavaş ilerliyor olması. Yüksek bina kavramı da değişti zaten. Eskiden 8-10 katlı binalara “yüksek bina” diyorduk. Şimdi 30 katın üzerindeki binalara yüksek binalar diyoruz...

Bir taraftan tasarlama biçiminde de değişim söz konusu. Klasik tasarlama biçiminden şimdilerde sanki bileşenlerle tasarıma geçildi gibi. Cephe etütlerinde, en küçük elemana kadar cephe bileşenlerine karar verildikten sonra, bileşenlerle tasarım yapılabiliyor. Ancak yaşanan sorunlara bakıldığında bu tasarlama biçiminin de gereklerinin tam yerine getirilemediği görülüyor. Tasarlama biçimi değişti ama bir taraftan da değişen ve karmaşıklaşan ihtiyaçların bunu gerektirdiğini gözönünde bulundurmak lazım. Çünkü bina yükseldikçe onunla ilgili donanımların tamamında var olan kabullerin çoğu değişiyor. Bir taraftan malzeme çeşitliliği artarken, kompozit malzemelerle birden çok amaca hizmet edilir hale geldi. Aynı kökenli malzeme ile çok değişik kompozitler elde edilebilir ve tasarlanabilir. Başka bir anlatımla, bu kompozitlerin verdiği olanaklarla yüksek binalardaki cepheleri görsel açıdan çeşitlendirme şansımız çok artmış görünüyor.

Klasik tasarlama biçimlerindeki yollar bellidir. Malzeme çeşitliliği de, seçilen malzemenin nitelikleri de bellidir. Aynı zamanda klasik tasarlama biçiminde kullanıcı veya tasarımcı bildiği, denediği ürünleri kullanmayı tercih ediyor. Halbuki yüksek binalarda konsept ağırlığıyla yola çıkıldığı için yeni ürün, yeni birleşim, yeni tasarım arayışı ortaya çıkıyor. Ve bir anlamda da bunlar patentle çözülüyor. Patent sayısı da buna bağlı olarak artıyor.
Fonksiyonlarda beklentiler gittikçe kullanıcının kendisinin müdahale edemeyeceği sistemlere yöneldi. Yüksek binaların kendisine has bir işletme sistemi var. Bu işletme sistemi bir merkezden idare ediliyor. Bir arıza olduğu zaman sadece arıza merkezine bildiriliyor. O merkez de sistem bütünlüğü içinde çözümü yaratıyor. Münferit olarak sizin müdahale etme durumunuz ortadan kalkıyor. Belki de çok daha doğru. Çünkü rastgele vasıfsız müdahalelerin verebileceği zararlar elimine edilmiş oluyor. Kullanım sürecinde bakım-onarım açısından böyle bir değişiklik söz konusu oldu.

Tabi, sadece yüksek binalar değil, az katlı binalar da değişiyor. Eskiden elimizdeki taşıyıcı sistem olsun, koruyucu sistem malzemeleri, yani kaplamalar olsun, sınırlı sayıdayken şimdi olanaklar fevkalade çok. Dolayısıyla istediğiniz performansı çok değişik malzemelerle sağlayabiliyorsunuz. Hem malzeme çeşitliliği var, hem de aynı malzemeyi üreten birden fazla firma var. Yani firma seçme şansınız da bulunuyor.

Artık bu malzemeleri birarada kullanabilmenin getirdiği deneyimler de var. Farklı performansları içeren farklı malzemeler biraraya getirilerek birçok performansı karşılayabilen yeni ürünler elde edildi. Tabi ki kullanıcı bunları tercih ediyor.

Çatı&Cephe: Size göre cephe tasarlanırken nelere dikkat edilmeli? Öncelikler neler olmalı?

Nihal Arıoğlu: Ben malzemeci olduğum için zaman zaman tasarımcı arkadaşlarla ters düşebiliyorum. Ben, “önce işlev” diyorum. Yani cephe, yüklendiği işlevleri yerine getirebilmeli. Cephenin yüklendiği işlevler mimarlık eğitiminin ilk sömestrlerinde veriliyor zaten. Cephe tasarlanırken de bu işlevleri yerine getirebilecek malzemelerin seçimi önem kazanıyor. Malzeme seçimi de eskisi gibi basit bir işlem değil artık. Hem alternatif çok fazla hem de kullanıcı beklentileri artık çok karmaşık.
Artık malzemelerin bütün özellikleri veri test metotlarıyla ölçülebilir hale geldi. Ölçülebilir hale gelince bu özellikler sözleşmelere girdi. Malzemenin ısı, su, ses yalıtım özellikleri, kayganlığı, sertliği, bütün fiziksel özellikleri ölçülebiliyor. Ayrıca renk, doku desen gibi yüzey özelliklerinin insan üzerindeki etkileri de ölçülebilir hale geldi. Hem malzemenin nitelikleri hem de insana olan etkileri ölçülebiliyor. Dolayısıyla malzeme seçmek zor bir eylem. Bu eylemi yerine getirirken belirli kurallara uyarak, bir sistem kullanarak, önceden belirlenmiş yolları, yöntemleri de kullanarak malzeme seçimini yapmak zorunlu hale geldi.
Sadece kullanıcının değil, yasa koyucunun, yani tüzüklerin, yönetmeliklerin, şartnamelerin, yönergelerin de beklentileri var. Dış ve iç çevre faktörlerini de gözden kaçırmamak gerekiyor. Bütün bu istek ve ihtiyaçlardan hareket ederek seçeceğimiz malzemeden beklenen özellikleri bulabiliriz. Mimar, bu dönüştürme işleminde, konusunda uzman kişilerle görüşebilir ve yardım alabilir. Bu dönüştürme, yani istek ve ihtiyaçları, piyasada var olan malzemelerden beklenilen özelliklere dönüştürmek. Bu dönüştürme işlemini yaptıktan sonra zaten beklediğin özelliği bilirsen, o zaman nesneyi de seçebilirsin. O nesnenin özellikleri ürün kataloğunun üzerinde yazıyor. Dolayısıyla beklenilen özellikleri belirledikten sonra piyasada var olan ürünler arasından seçim yapabilirsin. Yapamıyorsan, o zaman çok daha iyisi, ürün geliştirebilirsin. Yeni çözümler araştırabilirsin. Bu şekilde belki patent sayımız da artar.

Çatı&Cephe: Cephe sektöründe uygulama da çok önemli... Malzeme istediğiniz kadar iyi olsun, mimari çözümler istediğiniz kadar mantıklı olsun, bir de yapım aşaması var...

Nihal Arıoğlu: Bence bu kadar üniversite açılacağı yerde meslek yüksekokullarının sayısı çoğaltılmalıydı. Çünkü esas boşluk ve ihtiyaç orada. Yeterince mühendisimiz ve mimarımız var. Ama o mühendis ve mimarlarımız uygulama açısından ne kadar yeterli? Bu konuda benim tereddüdüm çok fazla. Onun yerine meslek yüksekokullarını ihya etmek, ona devlet olarak destek vermek, ayağa kaldırmak, yeniden teşvik etmek gerekiyor. Bu okullardan yetişen ara elemanlara, teknisyen ve ustalara uygulama yapma olanakları sağlanmalı, eğitim biçimleri günümüz koşullarına göre iyileştirilmelidir.

Çatı&Cephe: Mesleki yeterlilikle ilgili birtakım düzenlemeler yapıldı. Size göre yeterli midir?

Nihal Arıoğlu: Mimarlık mesleğini icra edecek kişilerin mutlaka piyasada ve özellikle şantiyede iki yıl çalışması gerektiğine inananlardanım. Zira uygulamada kısa sürede çok şey öğrenme olanağı var. Mesleki yeterlilik konusundan ziyade uygulamada rolü bence çok önemli olan ustaların uzmanlık belgesi alma gereğinin çok da ciddiye alınmadığını düşünüyorum. O süreçte ustalara bilgi, deneyim olarak bir şeyler katıldığından da şüpheliyim. Eğer konu ciddi olarak ele alınırsa, usta o konuda uygulamalı eğitim görürse ve yaptığı izlenirse hakikaten hata yapma oranı azalır ve diğer taraflarla, yani kullanıcılarla ya da karar vericilerle aynı dili konuşmaya başlayabilir. Şu anda ustalarla biz aynı dili konuşmuyoruz. Benim söylediklerim onlara ütopik ve gereksiz geliyor.
Mesela zaman zaman, Türkiye’de sıva yapmayı bilen usta olmadığını bile düşünüyorum... Şu anda binaların yüzde 70-80’i iskeletli bina. İskeletin de gövde dolguları var. Genelde üzerine bir sıva çekiliyor. Sıvadan önce, o sıvanın çatlamaması için duvarın ıslatılması, suya doygun hale getirilmesi lazım ki, sıva, kendi ihtiyaç duyduğu suyu kaybetmesin ve prizini doğru yapsın. Ama bu yapılmıyor.
Çünkü sıvayı mala ile duvara attığında hemen emme olayı başladığı için aşağıya fazla sıva düşmüyor. Dolayısıyla iş çok daha kısa sürüyor. Halbuki duvar ıslatılsa sıva duvara o kadar kolay yapışmayacak, daha çok uğraşmak gerekecek.
Diğer taraftan da biliyoruz ki sıva yapılan yüzeyde çekme gerilmeleri oluşacak. O zaman bunu belirli metrekarelerde yapmak lazım. Bunlar bilinen şeyler ama bu kurallara uyulduğunu hiç zannetmiyorum. Bizim sıvalı cephelerdeki en büyük sorunumuz bu. Ustayı ikna etmek, inandırmak, kısaca eğitmek gerekiyor.

Çatı&Cephe: Sizin malzeme tercihiniz genelde ne oluyor?

Nihal Arıoğlu: Doğru kullandıktan sonra her malzemeyi tercih edebilirim. Yeter ki doğru kullanılsın. Her malzeme kendi içinde ayrı güzel. Ben, şu anda oturduğum sitede bir dönem teknik konulardan sorumlu yönetim kurulu üyesi olarak çalışmıştım. Bu binalara mozaik sıva yapıldı ve biz bu mozaik sıvayı en ufak bir problemimiz olmadan 20 sene kullandık.
Sonradan yalıtım zorunlu hale geldiği için cepheye mantolama yaptırdık, yoksa bir 20 sene daha kullanabilirdik. Çünkü o yapılırken, başında bir teknik eleman vardı. Bütün mesele bitirme malzemesini doğru seçip, doğru kullanmakta ve o malzemenin gerektirdiği altyapıyı hazırlamakta. Yoksa malzemelerin hepsi birbirinden güzel görünüşler verebilir.

Çatı&Cephe: Bir akademisyen olarak cephe sektöründen beklentileriniz nelerdir?

Nihal Arıoğlu: Cephe sektörünün, kendi ürettikleri malzemeleriyle ilgili uygulama elemanlarının eğitimine mümkün olduğu kadar katkı koymaları gerekiyor. O ürünün nasıl doğru bir şekilde uygulanacağını anlatmaları, tanımlamaları gerekiyor.
Bir de çatı ve cephe sektöründeki firmaların bilgilerini üniversitelerle paylaşmalarında çok yarar var. Aynı zamanda sorunlarını da aktarmalılar ki, bu sorunlar akademik bir araştırma konusu olarak incelensin. Bunun için de üniversite-sanayi işbirliğinin kişisel ilişkilerin ötesinde bir modelle geliştirilmesi gerekiyor. Üniversitelerde, idareciler değiştikçe ilişkiler sıfırlanıyor. Üniversite-sanayi işbirliğinde kurumsal yapıyı oturtmak lazım.

Çatı&Cephe: İstanbul’a baktığınızda bir mimar ve akademisyen olarak dikkatinizi ne çekiyor?

Nihal Arıoğlu: Binalardaki çözümleri teker teker incelediğinizde, kendi içinde bir bütünlüğü yakalayabilirsiniz. Ama biraraya geliş biçimleri zoraki. Sıkıntı da buradan doğuyor. Yani, şehircilik boyutunda çözüm aranmıyor. Bu konuda verilecek örneklerin başında da İstanbul var. Bina kendi içinde baktığınız zaman güzel giydirilmiş ama şehir ölçeğinde baktığınız zaman çevresine aşırı yük veriyor. En basiti, gölgesi düşüyor ve onun gölgesinin altındaki binalar ömür boyu karanlıkta kalıyor.
Yollardan, trafikten zaten bahsetmeyeceğim. O maliyette, o görkemde olan binaların etrafındaki yollar içler acısı. Yer ismi vermeyeyim ama son derece popüler olan yüksek komplekslerin yanındaki yoldan geçiyorum her gün. Ve her gün arabanın aksını orada bırakacağım diye korkuyorum. Madem binayı yapıyorsun, o binaya gelen yolu da o bütçenin içine koysan kıyamet mi kopar? O binadaki kullanıcıların tamamı o yolu kullanıyor. Otopark çıkışını doğrudan anayola veriyorlar, böyle bir çözüm olabilir mi? Ama burada kanun koyucu da atlıyor bunu. Oralara iskan verilirken çevresine olan etkiyi değerlendirmek gerekiyor. Bu konuda mevcut yönetmeliklere ilavelerin yapılması da düşünülebilir.

Çatı&Cephe
: ÇATIDER’in sempozyumlarının da bilim kurulu başkanlığını yapıyorsunuz... Sempozyumla ilgili yorumlarınız ve güncel gelişmeleri öğrenebilir miyiz?

Nihal Arıoğlu: Bu sempozyumlar sanayi-üniversite işbirliğinin çok iyi birer örneği. Geleneksel hale gelmiş olması da çok sevindirici. Çünkü akademisyen olarak bizler teorik şeyler üzerine yoğunlaşıyoruz. Pratikten gelen bilgileri teoriye aktarıp teoriyi düzeltmeyi veya teoriden pratiğe birtakım bilgilerin aktarılmasını başka türlü sağlayamayız. Aynı zamanda, malzeme sektörü çok hızlı gelişiyor, her gün yeni malzemeler üretiliyor. Biz bu malzemelerle ilgili bilgi alışverişini de bu sempozyumlarla sağlayabiliyoruz.
Üniversite sanayi işbirliğini daha fazla geliştirerek, sektördeki sorunları bilimsel araştırma konusu olarak ele alıp işlemeliyiz. Üniversitenin verdiği desteğin yanında sektörden de en azından ürün-malzeme ve bilgi desteği alarak, çok daha başarılı çalışmalar ortaya koyabiliriz. Avrupa’da bu yapılıyor. Eşim İngiltere’de doktora yaparken, Kömür İdaresi’nin bir sorununu doktora konusu olarak işlemişti, böylelikle idare araştırmayı finanse ederek bilimsel tabanda soruna bir çözüm modeli geliştirilmişti. Bunun bizde de olması gerekiyor. Çünkü bizim sorunlarımız çok daha fazla. Üniversite-sanayi işbirliğini bu boyuta taşıyabilmek önemli.


Geri
share on twitter share on facebook