E-Dergi Oku 
E-Bültene Abone Olun
 

Ömer Selçuk Baz: "Kabuk Kavramı bir Geçiciliği Çağrıştırıyor"

Ömer Selçuk Baz: "Kabuk Kavramı bir Geçiciliği Çağrıştırıyor"

30 Eylül 2019 Pazartesi | BİR MİMAR VE CEPHE
82. Sayı (Eylül-Ekim 2019)
115 kez okundu

Geçtiğimiz günlerde açılan Troya Müzesi ile dikkatleri bir kez daha üzerine çeken Yalın Mimarlık Kurucusu Ömer Selçuk Baz cephe, çatı, kabuk ve sürdürülebilirlikle ilgili görüşlerini okurlarımız için özetledi... İşte röportajdan satır başları...

“Sahsen ben ‘Cephe’ veya ‘Kabuk’ terimlerini kullanmamaya çalışıyorum. Bana göre bunların, yapının kendi iç dünyasının kaçınılmaz olarak yansıması olması gerekiyor. Ayrı bir kavramla tanımlanmalarına gerek yok... Gövde veya gövdenin bir uzantısı aslında... İnsan da böyle... Bizim de bir derimiz var ama bu, sinir sistemimizin, kemiğimizin, tüm anatomimizin ayrılmaz bir parçası. Tek başına, uzayda bir cephe veya unsur değil. Mimaride de böyle algılanırsa daha iyi sonuçlar alınacağını düşünüyorum. Bir yapıda da cepheden ziyade yapının içindeki dünyayla bütünleşmiş bir bitiş, gövde olarak görüyorum. Kabuk kavramı, bana her an değişebilecek, dönüşebilecek bir geçiciliği çağrıştırıyor. Fakat ‘Gövde’ öyle değil...”

Sahici olmalı
“Gövde, kabuk, cephe ya da nasıl tanımlarsak tanımlayalım, mümkün olduğunca sahici bir şey olmasında fayda var. Yani sökülüp alınamayacak kadar o yapının ayrılmaz bir parçası olması gerekiyor. Yapının üzerine koyduğumuz şeyin artık azaltılamayacak kadar orada var olduğu bir durumu çok önemsiyorum. Yani tak-takıştır, yapıştır, her şeyi üzerine giydirebildiğin, içindeki programdan tamamen bağımsız, değişik yüzler ve maskeler barındırması bence mimarlığın kalıcılık esasıyla çelişiyor. Ayrıca binanın enerji performansının en çok dikkate alınması gereken unsurlardan birisi olduğunu hatırlatmakta fayda var. Bu kapsamda güneşin altında, rüzgarda, farklı atmosfer koşulları altındaki yapılarda ‘yönlenme’ konusu dikkate alınmalı. Binanın güneşle ve atmosfer koşullarıyla ilişkisinde bu gövde uzantısının tasarımı, biçimlendirilmesi de önem kazanıyor...”

“Çevre” ile “Yapı” birlikte önemli
“Projelerimizde bitkilendirilmiş çatıları da oldukça tercih ediyoruz. Hem biz, hem sektör yıllar içinde yeşil çatılara oldukça alıştı. On sene önce yeşil çatılarla ilgili ilk düşünmeye başladığımız zamanlarda farklı tedirginlikler taşıyorduk. Fakat artık öğrendik. Sürekli uygulamacı firmayı arayıp, detay sorma ihtiyacı duymuyoruz. Yeşil çatılar yaygınlaşıyor; çünkü ‘Çevre’ ile ‘Yapı’nın birlikte önemli olduğu anlaşıldı. Eskiden ‘Çevre’ başka bir şeydi, ‘Yapı’ başka bir şeydi. Artık yapıların çevreyle, peyzajla kurduğu ilişki çok önemli olmaya başladı. Hatta mesela bazı yapılar, yeraltında olduklarından sadece birer peyzajlar... Dolayısıyla o peyzaj olma durumunu yansıtacak en iyi çerçevelerden birisi yeşil çatı. Yoksa özellikle yeşil bir çatı yapmak için yapmıyoruz aslında...”

Sürdürülebilirliği sağlamak mimarlığın özünde olan bir şeydi
“Sertifikalı binalara açıkçası biraz mesafeli bakıyorum... Bildiğim yeşil sertifikalı binaların çoğunun en başta pozisyonları, şehirle kurdukları ilişki bana yanlış geliyor. Hiç sürdürülebilir değiller. Bilmem ne sertifikası almış kapıyla, asma tavanla sürdürülebilirlik sağlanamaz. Prosedürel gerekler yerine getirilip, şehirle, sosyal hayatla, sürdürülebilirlik terminolojisiyle bile yan yana gelemeyecek yapılar alıyor bu sertifikaları maalesef. Sertifikayla ilgili kontrol listesi tamamlanıyor ve kolayca bir sertifika alınabiliyor. Ama aslında 200 yıl önce yapılmış, yanı başındaki ahşabı ve taşı kullanmış yapıların en sürdürülebilir yapılar olduğu unutuluyor. O yapıların çoğu bugün yok, doğaya karıştılar ve geriye hiç karbon ayak izi bırakmadılar. Bundan daha sürdürülebilir olanı var mı? ‘Sürdürülebilirlik’ kavramına yeni bir şeymiş gibi bakıyoruz; halbuki sürdürülebilirliği sağlamak mimarlığın ve mekan kurmanın özünde olan, en başından beri var olan bir şeydi. Bunun olmadığı bir durumu yaşama şansı zaten yoktu. Bugün ise yapılar hızla tüketilmek üzere kurgulanıyor. Maalesef bu sürdürülebilirlik etiketinin kendisi de bu biçimiyle pek sürdürülebilir değil...”

Cephelerde hazır sistemlerle geçici şeyler yaratılıyor
“Zaman kavramı çok önemli. Her dönemde popüler bir ana akım mimarlık, bir moda oluyor. Herkes özgün, modern olacağım kaygısıyla o akımın içinde bir pozisyon alıyor. Sonunda da hiç kimse özgün olamıyor. Hem görsel hem teknik anlamda her işin birbirine benzediği tuhaf bir dünya yaratılıyor. Son dönemde üretimlerin genelde mimarlıktan çok dekor olduğunu düşünüyorum. İçeriklerin gerçekten maalesef derinlikleri yok. İnovasyon yapmak, yaratıcı bir içerik üretmek Türkiye’nin bugünkü mimarlık koşullarında pek mümkün değil. Cephelerde hazır paket sistemlerle inşa edilen, hızla tüketilen, geçici şeyler yaratılıyor...”

Bilinçli tasarlanmamış eski yapılara ilgi duyuyorum
“Ben son dönemde, bilinçli bir şekilde çok da tasarlanmamış, bir mimarı falan olmayan ya da beş yüz sene önce inşa edilmiş, anonim, sivil mimarlık örneği yapılara ilgi duyuyorum. Safranbolu veya Cumalıkızık’takiler hakikaten çok iyiler. Bu evlerin bilinen mimarları yok; ustalar ve dülgerler tarafından inşa edilmişler ama çok güzel kompozisyonları var. Bir zamanlar için zanaat olarak mimarlık işin ruhuna çok daha uygunmuş. Bir aradalıkları da tasarlanmamış ama ortaya müthiş kompozisyonlar çıkmış. Deveye hendek atlatmamışlar, bildikleri işi düzgün yapmışlar. Sıradanlar ama bir araya gelişleri harikulade. Güzel kentler de böyle güzel oluyor. Çok iyi diyebileceğin yapıları bir araya getirdiğinde bir türlü iyi bir şehir etmiyor, neden acaba?..”

Dünya, teknoloji sayesinde daha iyiye doğru gitmiyor
“Dünyanın, ilerleyen teknoloji sayesinde geliştiğine, daha iyi bir yere doğru gittiğine de pek inanmıyorum. Birçok şey daha iyiye doğru gitmiyor. Bu algı bence büyük bir tuzak. Bence 70’lerde yazılan bilimsel içerikli makalelerin doyuruculuğuyla bugünküler bir değil. Eskiden daha mı donanımlı insanlar vardı, bilemiyorum. Şimdi herkes bilgiyi aynı kaynaklardan alıyor, aynı şeylerden besleniyor. Dolayısıyla özelleşemiyoruz, derinleşemiyoruz, sığlaşıyoruz. Aynı şey mimarlık için de geçerli. 60’ların savaş sonrası fışkıran mimarlığına baktığımda inanılmaz gelişmeci örnekler görüyorum. Arkaik zamanlarda da çok özgün yapılar yapılmış. Ama özgünlük endişesi ile değil, sürecin kendisi oraya götürmüş üretimi. Hadi yeni bir şey yapalım dediğinizde yeni bir şey yapamamayı garanti altına alıyorsunuz gibime geliyor...”

Hız, berbat bir şey...
“Sivil mimarlık örnekleri de bence öyle. Mihrimah Sultan Cami veya Süleymaniye Cami hakikaten üstün yapılar. Biz yapabilir miyiz şimdi, gerçekten onu da bilemiyorum. Bunun nedenlerinden birisi bence ‘hız’. Hız, berbat bir şey. Mesela seri konut projelerinde alüminyum korkuluklar gibi hakikaten hiç hoşlanmadığım detaylar var. Modüler, fonksiyonel ve projeyi hızlandırmasından dolayı pratik, endüstriyel bir ürün. Fakat her binayı aynılaştırıyor. Her bina birbirine benziyor. Hızın sonucu olarak her şey aynılaşıyor. Herkesin farklı olmaya çalışıp, sonunda herkesin aynı olduğu bir dünya yaratılıyor...”

Hazır paketten ziyade özgün sistem tasarlamak istiyoruz
“Malzeme üreticileri ve uygulayıcılarla masaya oturduğumuzda mimarlık ofisi olarak ne istediğimizi bildiğimizden rahat ilerleyebiliyoruz. Herhangi bir firma onu karşılayamıyorsa seri bir şekilde ötekine geçiyoruz. Türkiye’deki malzeme ve sistem üreticileri, belki de doğal olarak ellerindeki hazır paketi kullanmamızı istiyorlar. Ama biz ofis olarak çoğu zaman hazır paketten ziyade o gövdeyi kuracak özgün sistemi tasarlamak istiyoruz. Bu aşamada tabii ki kendi düşüncelerimizi dayatma taraftarı değiliz ama karşı tarafta, masanın öteki tarafındaki malzeme üreticisi temsilcisinin de teknik donanımıyla, önerileriyle bizi geliştirmesini arzu ediyoruz. Verim ancak böyle diyaloğa açık, birlikte Ar-Ge yapabileceğimiz bir ortamda sağlanabilir. Yoksa kendi hazır sistemini dayatan firmalarla ilerleme şansımız pek olamıyor. Ar-Ge’si gelişmiş firmalarla çalışmayı tercih ediyoruz. Malzeme üreticilerinin mimara hem teknik hem de estetik anlamda destekleyici bir hizmet vermesi gerekiyor. Tasarımcıyla beraber hareket ettikleri bir dünyayı kuracak bir altyapıyı çalıştırmaları gerektiğini düşünüyorum...”

Kendisi olmayan malzemeyi tercih etmiyorum
“Bağlamı ve işlevi doğru yere oturuyorsa her malzemeyi kullanabilirim. Fakat ahşaba benzeyen plastik veya taşa benzeyen seramik gibi, bir şeye benzeyen ama kendisi olmayan malzemeleri kullanmayı tercih etmiyorum. Kortene benzeyen seramik kullanmak istemem mesela...”

Ses getirecek projelerimiz var...
“Ofis olarak bugünlerde Kapadokya Bölge Müzesi’yle uğraşıyoruz. Avanos’un güneyinde, 90 yaşında eski bir taş ocağının müzeye dönüştürüyoruz. Ayrıca Lüleburgaz’da, yine bir kamu projesi olan Kore Savaşı Anma Merkezi de oldukça ses getireceğini tahmin ettiğimiz projelerimizden birisi olacak. Yeraltında, cephesi olmayan, kocaman yeşil bir çatıya sahip bir yapı.

ÖMER SELÇUK BAZ KİMDİR?
1978 yılında Almanya’nın Nürnberg şehrinde doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Antakya’da tamamladı. Lisans eğitimini 2002 yılında Bursa Uludağ Üniversitesi’nde bitirdikten sonra, Viyana Teknik Üniversitesi’nde yüksek lisans çalışmalarına başladı. Öğrenciliği sırasında çeşitli ulusal ve uluslararası yarışmalarda ödüller kazandı. Yüksek lisans çalışmalarına paralel olarak Viyana’daki Atelier Stelzhammer’de konut ve alışveriş merkezi ağırlıklı çeşitli mimari projelerde yer aldı.

2005 yılında Türkiye’de açılan T.C. Merkez Bankası Bursa Şubesi yarışmasında 1.’lik ödülünü kazanarak Türkiye’de faal olarak mimarlık yapmaya başladı. İstanbul Kültür Üniversitesi ve Bilgi Üniversitesi Yüksek Lisans programlarında stüdyo yürüttü. Ulusal ölçekte çeşitli yarışmalarda ve ödül organizasyonlarında jüri üyeliklerinde bulundu. T.C Merkez Bankası (1.’lik Ödülü), Troya Müzesi (1.’lik Ödülü), Riyad Cami (1.’lik Ödülü), Kapadokya Müzesi, Zonguldak Mağaraları Ziyaretçi Merkezi, Kore Savaşı Anma alanı ve Ziyaretçi Merkezi (1.’lik Ödülü) Yalın Mimarlık ekibi ile üretilen başlıca projeleri. Ömer Selçuk Baz, 2011 yılından bu yana şehir plancısı ortağı Okan Bal ile birlikte kurduğu Yalın Mimarlık çatısı altında çalışmalarına devam ediyor.

Kapadokya
Kapadokya

Merkez Bankası Binası - Bursa
Merkez Bankası / Bursa

Troya
Troya

Kore Savaşı Anma Merkezi
Kore Savaşı Anma Merkezi

Bu içeriğe eklenmiş dosyalar:



 


İlginizi çekebilir...

MSGSÜ Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Özgünler: "Yerel Kimlik Kayboluyor"

Teknolojik malzemelerin yaygınlaşmasıyla özgün kent kimliklerinin kaybolduğunu vurgulayan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Y...
28 Mart 2019 Perşembe

Doğuş Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Mimarlık Bölümü Başkanı Prof. Dr. Semih Eryıldız: 'Çatı ve Cephe, Yenebilir Bitkilerle Kaplanmalı'

Doğuş Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Mimarlık Bölümü Başkanı Prof. Dr. Semih Eryıldız, 'Cephe ve çatının özellikle '˜Yenebilir' b...
1 Şubat 2018 Perşembe

Prof. Dr. Nihal Arıoğlu: "Önce İşlev"

Cephenin, öncelikle yüklendiği işlevleri yerine getirmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Nihal Arıoğlu, "Cephe tasarlanırken de bu işlevleri yerine ...
5 Haziran 2017 Pazartesi

 

  • Boat Builder Türkiye
  • Doğalgaz Dergisi
  • Enerji ve Çevre Dünyası
  • Su ve Çevre Teknolojileri Dergisi
  • Tersane Dergisi
  • Tesisat Dergisi
  • Yalıtım Dergisi
  • Yangın ve Güvenlik
  • YeşilBina Dergisi
  • Klima ve Soğutma Rehberi
  • Yangın ve Güvenlik Rehberi
  • Yalıtım Sektörü Kataloğu
  • Su ve Çevre Sektörü Kataloğu

©2019 B2B Medya - Teknik Sektör Yayıncılığı A.Ş. | Sektörel Yayıncılar Derneği üyesidir.