E-Dergi Oku 
KILIÇOGLU

Anlam Veremediklerim: 1

Anlam Veremediklerim: 1

16 Kasım 2012 | KONUK YAZAR
41. Sayı (Kasım-Aralık 2012)

Türkiye’deki mimarlık uygulamalarında anlam veremediğim pek çok çelişkili durum var. Bu sayıdan başlayarak bence en önemlilerini birer birer ele almak istiyorum: Orhan Baltacıgil
Taşıyıcı sistemdeki tutuculuk / Cephelerdeki uçukluk
Ülkemizin dünyanın bilmem kaçıncı ekonomisi olmasını ne tür hesaplara dayandırdıklarını anlamaya benim kısıtlı (ve koşullanmış) aklım yetmiyor...

Görebildiğim, sadece yapı işlerinde büyük bir canlılığın olduğu; yani “lokomotif sektör” denen şeyin iyi çalıştığı. Bir de tabii, bu lokomotifin peşine bağlanmış vagonlarda hayat var: inşaat malzemeleri, beyaz eşya ve otomobil fabrikaları ile bunların satın alınmasını kolaylaştıran bankacılık sektöründe.

Gücünü “cumhur”dan alan yasama ve yürütme erkimizin gelişmiş Arap Emirlikleri’nden esinlendikleri aşikâr olan engin dünya görüşleri ile “en yüce değer Para”nın kutlu birleşmesinden doğan “Çağdaş Şehircilik Anlayışımız” hakkında ileri geri konuşmak elbette ki haddime düşmez!

Olsa olsa gönlünü ne zamandır çeliğe kaptırmış bir mimar olarak önümüzde, arkamızda, sağımızda, solumuzda her gün pıtrak gibi bitiveren devasa betonarme yapılarda gözüme batan bir teknik çelişkiden söz etmeyi deneyebilirim ancak...

Yapı egemenlerinin, her geçen gün daha da uzayan gökdelenlerini depreme nispet, sağduyuya inat, dünyaya nanik, ille de betonarme olarak inşa etme saplantıları yüzünden, garabet sınırlarını aşmış olan kolon-kiriş kesitlerini, bunların içine tıkıştırılan donatı demirlerinin dudak uçuklatan çaplarını; bunca demirin arasına akıtmakta zorlanılan betondaki inanılmaz yüksek çimento dozajlarını terazinin bir kefesine koyalım. Diğer kefeye ise, çok katlı yapıların (nedense?) çelikle inşa edildiği, “dünyanın geri kalan ileri ülkelerinde” geliştirilip bize ihraç edilen giydirme cephe sistemlerinin teknoloji ürünü ama bir o kadar da narin yapısını yerleştirelim... İnsanın, Nasrettin Hoca’nın “kedi buysa ciğer nerede; bu ciğerse, kedi nerede?” fıkrasındaki gibi sorası geliyor: “Beton bu kadar kalın ve ağır olmak zorundaysa, bunca cam, seramik vb. yükünü taşıyan cephe profilleri neden bu kadar ince ve hafif; yok eğer bu narin görünümlü iskelet, cephe kaplama malzemelerinin özgül ağırlığını (deprem ve rüzgâr yükleri de eklenmiş haliyle) güvenli biçimde taşıyabiliyorsa, betonarme karkas niçin böyle bir ucube görünümünde?” 

İşin içinde olup da yakından bakınca, Türkiye’deki inşaat kesiminde böyle çelişkilerin, temelde yatan yapısal bir bozukluktan kaynaklandığı görülüyor... Mimarın: “Arkadaş, ben mimarimi çizer veririm, bina ayakta nasıl durursa durur, beni ilgilendirmez!” tarzındaki umursamazlığına kimsenin tepki göstermediği; inşaat mühendisinin: “Önüme getirilen mimarinin statiğini en kolay masa başında ve okulda bana öğretilen tek sistem olan betonarme ile çözerim. Şantiyedeki uygulama nasıl yapılırmış, bunu bilmek zorunda değilim! Zaten bu yüzden, yani ‘sahadaki uygulamanın iyi yapıldığından emin olamadığım için’ demir ve kalıp hesaplarımı ‘biraz’ abartıyorum ya! Ayrıca cephe konusuna olan ilgim sadece ağırlık ve rüzgâr yükünden ibarettir; giydirme cephenin ‘benim betonarmeme’ nasıl bağlanacağını saptamak cepheci firmanın sorumluluğundadır!”
yaklaşımıyla işin içinden sıyrılabildiği bir ortamda, malını satma derdindeki ithal cephe sistemi temsilcisinden, “Çelik taşıyıcıya göre tasarlanmış ankrajı, betona dübelle tutturup geçiyorum, acaba sakıncası var mı?” diye dert edinmesini beklemek abes değil mi?

Bu arada, ileri teknoloji ürünü ithal cephe sistemlerinin sağlamlığını sorguluyormuş gibi algılanıp da gülünç duruma düşmek istemem. Bugünün bilim ve tekniği, bin metre yüksekliğindeki yapıların cephelerinde ortaya çıkabilecek yalıtım, deprem ve rüzgâr yükü sorunlarını çözebilmişse, eh, cephe sistemleri demek ki artık Mars gezegeninde yapılacak yapıların yüzeyini bile kaplayacak düzeye gelmiş demektir! Nesini eleştireceksin? Öyleyse, eleştirilecek konu kendiliğinden ortaya çıkıyor: bizim yüksek yapılardaki betonarmenin hantallığı.  
Sahi, bu ülkedeki betonarme saplantısı nereden geliyor?

* * *
Bilinmeyenden, tanınmayandan korkup uzak durmak, hayvanda da insanda da aynı içgüdüsel tepki... Ama hayvanlardan farklı olarak, insanlar ne denli korkak olduklarını diğer hemcinslerine belli etmekten nedense hep utanç duymuşlar. Bu utancı gizlemenin en kolay yolunu, kendi bildiklerinin dışında kalan değerlere kara çalmakta, onları aşağılamakta bulmuşlar. “Eski köye yeni adet getirme!” deyişiyle ifade edilen tutuculuğun kökeninde işte bu korku yatıyor olsa gerek!

Dönelim ilgi alanımız, Mimarlığa... Bizde çelik pek sevilmez. Neden dersiniz? Neden olacak? Elbette ki “tutuculuktan”...
 


İlginizi çekebilir...

Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı

Avrupa Yeşil Mutabakatı çok kısa bir özetle net sera gazı emisyonlarının 2050 yılına kadar sıfırlanması hedefini içermektedir....
19 Kasım 2021

Gelecek için Geçmişten Yararlanmak II

CİHAN KALAY / Mimar cihankalay@gmail.com www.cihankalay.com...
22 Kasım 2019

Gelecek için Geçmişten Yararlanmak

CİHAN KALAY / Mimar cihankalay@gmail.com www.cihankalay.com...
30 Eylül 2019

 
Anladım
Web sitemizde kullanıcı deneyiminizi artırmak için çerez (cookie) kullanılır. Daha fazla bilgi için lütfen tıklayınız...

  • Boat Builder Türkiye
  • Doğalgaz Dergisi
  • Enerji ve Çevre Dünyası
  • Su ve Çevre Teknolojileri Dergisi
  • Tersane Dergisi
  • Tesisat Dergisi
  • Yalıtım Dergisi
  • Yangın ve Güvenlik
  • YeşilBina Dergisi
  • İklimlendirme Sektörü Kataloğu
  • Yangın ve Güvenlik Sektörü Kataloğu
  • Yalıtım Sektörü Kataloğu
  • Su ve Çevre Sektörü Kataloğu

©2021 B2B Medya - Teknik Sektör Yayıncılığı A.Ş. | Sektörel Yayıncılar Derneği üyesidir. | Çerez Bilgisi ve Gizlilik Politikamız için lütfen tıklayınız.