E-Dergi Oku 
E-Bültene Abone Olun
 

MSGSÜ Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Özgünler: "Yerel Kimlik Kayboluyor"

MSGSÜ Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Özgünler: "Yerel Kimlik Kayboluyor"

28 Mart 2019 Perşembe | BİR MİMAR VE CEPHE
79. Sayı (Mart-Nisan 2019)
890 kez okundu

Teknolojik malzemelerin yaygınlaşmasıyla özgün kent kimliklerinin kaybolduğunu vurgulayan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Yapı Fiziği ve Malzeme Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özgünler, “Kentlerin kimlikleri maalesef tektipleşiyor” eleştirisinde bulunuyor.

ÇATI VE CEPHE: Cephe, çatı veya bina kabuğu sizin için ne ifade ediyor?

MUSTAFA ÖZGÜNLER: Aslında bina cephesi ve kabuğunu, insanları koruyan tek eleman olarak görüyorum. Binayı tasarlarken de ön planda tutulması gereken nokta bu... Binanın asıl var olma sebebi zaten insanın kendini güvende ve konforda hissetme ihtiyacı. Söz konusu güveni ve konforu sağlayan en önemli unsur da “kabuk”. Bin yıllardır bu böyle olmuş. Çevredeki tehlikelerden, diğer canlılardan uzaklaşma dürtüsü, iklimsel etkilerden korunma, barınma ihtiyacı doğal bir şey. Dolayısıyla kabuğun öncelikle güvenlik, ardından termal konforu sağlaması lazım. Bununla birlikte su ve akustik konforu da sağlayacak. Tüm bunları sağlayan da düşeyde cephe, yatayda ise çatı.

Tabii bu kadar konfor ihtiyacını çözmek için yapının kabuğuna birçok yalıtım malzemesi konulması gerekiyor. Önceleri tek tabakalı çekirdek malzemeden üretilmiş duvarlar varken, zaman içinde bunların performansı beklenen konfor ihtiyacını karşılamamaya başladı. Bir tabaka ısı yalıtımı, bir tabaka ses yalıtımı, bir tabaka su yalıtımı derken duvarlar çok tabakalı, kompozit hale geldiler. Fakat bu kadar çok yalıtım malzemesini tek bir malzemenin içine sıkıştırınca bu sefer de yalıtım malzemelerinin çoğu yangın açısından hassas malzemeler olduğundan, yangın tehlikesi ortaya çıktı ve entegrasyon problemi baş göstermeye başladı. Yani bunca malzeme kabuğun içine sokuldu, konfor sağlandı ama birini az sağlarken diğerini sağlamakta yetersiz kalındı. Bu da optimizasyonu doğurdu. Günümüzdeki cepheyi optimize edilmiş, tüm ihtiyaçları karşılayan bir kılıf olarak algılıyorum. Ona göre de çözmemiz gerekiyor bina kabuğunu...

ÇATI VE CEPHE: Bir mimar cephe tasarlarken nelere dikkat etmeli, hangi unsurları göz önünde bulundurmalı?

MUSTAFA ÖZGÜNLER: Binadan yatırımcının ya da kullanıcının beklentileri çok önemli. Bu da fonksiyon oluyor ve ortaya “her fonksiyona her kabuk olur mu” sorusu çıkıyor. Maalesef tabii ki her fonksiyona her kabuk olamıyor. Bir yerde ısı, başka bir yerde akustik öne çıkıyor. Bir kongre salonunun dış kabuğu ile bir ofis binası kabuğunun, ihtiyaçtan dolayı farklı olması gerekiyor. O yüzden tüm binalar için tek bir kabuk seçeneği savunulamaz.

Diğer taraftan bu binaların kullanıcıları insan olduğu için konfor ihtiyaçları da aslında benzer. Mesela termal konfor neredeyse hepsinde aynı. Dolayısıyla termal konforu sağlayacak yapı detayı da çoğu binada aynı. Yani bir mimarın yapıyı tasarlarken kullanıcı ihtiyaçlarını çok iyi belirlemesi lazım. Konfor ihtiyacı ise mühendislik hesaplarıyla yapılan şeyler aslında. Termal konfor, akustik konfor hesaplarla çözülüyor.

Ayrıca sıradan bir binaya 50 yıl ömür biçilir; dolayısıyla bina kabuğunun 50 yıl dayanabilecek bir yapıya sahip olması lazım. Mimarın bunu da düşünmesi gerek.

Aynı zamanda günümüzde maliyet çok önemli. Yaşam döngüsü maliyet analizleri ve sürdürülebilirlik kavramı için de önemli. Atılan taş ürkütülen kuşa değmeli. Dolayısıyla mimar bunların hepsini düşünüp, optimize edip, binayı ve bina kabuğunu öyle tasarlamalı. Tabii binanın formu da çok önemli. Form da doğrudan fonksiyondan etkileniyor. Form değişince cephede kullandığınız malzemeler de değişiyor. Dolayısıyla bunların hepsi bir bütün olarak düşünülmeli ve bütünsel yaklaşılmalı.

ÇATI VE CEPHE: Malzeme seçimi?..

MUSTAFA ÖZGÜNLER: Bazı mimarlar tek tek malzeme seçme taraftarı. Bense o gözle bakmıyorum. Malzeme seçimi bir bütündür. O yüzden kabuğun içindeki malzemeleri ayrı ayrı düşünmek yerine, o kabuğu tüm malzemeleriyle bütün olarak düşünmek gerekiyor. Bütün olarak düşününce tüm ihtiyaçlara optimum çözüm sağlayacak elemana ulaşılabiliyor. Tüm ihtiyaçlara ayrı ayrı malzeme yerine bütün olarak düşünmek daha iyi. Tabi bu da kompozit yapı elemanını kaçınılmaz kılıyor.

ÇATI VE CEPHE: Son yıllarda dünyada cephe ve çatılarda uygulanan yöntem ve sistemler hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

MUSTAFA ÖZGÜNLER: İhtiyaçlardan dolayı firmalar da artık kompozit yapı malzemeleri üretmeye başladılar. Yani tüm sorunlara cevap veren tek bir ürün arayışı ve kullanımı ağırlık kazandı. İyi de oldu. Çünkü üretici firma, mimarın ayrı ayrı belirlediği malzemeleri birleştirmiş ve tek bir eleman üretmiş, onun da tüm testlerini yaptırmış oluyor. Dolayısıyla hap gibi, her şeyi çözülmüş kabuklar çoğalmaya başladı. Teknoloji geliştikçe sahada yapılacak işler azalıyor ve yapım süreçleri kısalıyor. Kompozit yapı elemanlarının modüler siparişleri verilip, şantiyeye gelince seri bir şekilde yerlerine yerleştirilmesi bu çağda çok önemli. Yani kompozit ve performansı iyileştirilmiş kabuk elemanlarının oluşturulması, şantiyede yapılacak işi minimuma indiriyor. İnşaatlar için büyük bir gelişme.

Teknoloji geliştikçe tasarıma katkıda bulunuyor, olanakları çoğaltıyor. Eskiden malzeme, tasarımı doğrudan etkiliyor, bağlıyordu. Yani, elde ne kadarlık açıklığı geçen malzeme varsa, açıklık ancak o kadar yapılabiliyordu. Seramik esnek değildi, şimdi eğilebilen seramik bile var. Eğrisel cephe yapmak pek mümkün değildi. Çünkü birçok malzemeyi bükmek büyük bir dertti. Ama şimdi artık hemen hemen her alanda bükülebilir malzemeler çıktı. Tabi bu da binanın formunu çok çeşitli hale getiriyor ve mimarın tasarım yeteneğini güçlendiriyor. Teknoloji tasarıma en uygun cepheyi yapıyor.

ÇATI VE CEPHE: Geçmişle kıyaslarsanız cephelerdeki değişimle ilgili yorumlarınız ne olabilir?

MUSTAFA ÖZGÜNLER: Geleneksel mimari ile oluşturulmuş cepheleri kişisel olarak seviyorum. Daha uğraşılmış eserler olarak görüyorum. Benim için yerleri ayrı. Taş, yontulup teker teker dizilip cephe oluşturuluyor ve bence daha değerli oluyor. Geleneksel malzemeler, insanın en yakınında, ulaşabileceği şeylerdi. Bahçede killi toprak varsa, biraz su ve kireçle, alçıyla karıştırıp duvar, cephe üretilebiliyordu. Maliyeti neredeyse sıfırdı. Ve en sürdürülebilir malzeme de onlardı. Şimdi teknolojinin sunduğu avantajları savunuyoruz ama içine onları kattığımız zaman yapı elemanının geri dönüşümü zorlaşıyor. Dolayısıyla gerçek doğa dostu binalardan uzaklaştığımızı düşünüyorum.

Sanayi devriminden bu zamana kadar geçen sürede doğayı çok unuttuk. Şimdi de ürettiğimiz malzemeler artık sürdürülebilir, ekolojk, yeşil veya doğa dostu olsun diye çeşitli arayışlara giriyoruz. Malzemeler gelişti, performansları arttı ama biraz doğadan koptuk. Ayrıca aynı performans geleneksel malzemeyle de karşılanabilir miydi, akademik camiada şimdi bu sorunun cevabı aranıyor. Tabii bunun da bir sınır var. Mesela kerpiç sürdürülebilir bir malzeme ama kerpicin performansını artırmak amacıyla çok sayıda sentetik veya bitümlü malzeme de katılıyorsa o artık kerpiç olmaktan çıkıyor, doğallığını yitiriyor... Ama tabi ki günümüzde sadece geleneksel malzemeyi kullanarak ihtiyaç duyduğumuz yapıların çoğunu yapamayız. O yüzden çağdaş malzemeler de kullanmamız lazım.

ÇATI VE CEPHE: Gelecekte cephelerde neler olacak?

MUSTAFA ÖZGÜNLER: Benim en yakın öngörüm “Otonom Cepheler”. Mesela gelen güneşin şiddetine göre saydamlık oranı değişen, objektifin diyaframı gibi çalışan veya güneşe doğru dönen, karar verebilen, biçim ve açı değiştiren, yağmur yağarken saçakları uzayan, kendi kendine temizlenen, hareketli cepheler... İhtiyaca göre kendini opaklaştıracak ya da saydamlaştıracak...

Bu tip cepheleri oluşturan malzemelerin bir kısmı halen kullanılıyor ve gün geçtikçe fiyatları ucuzluyor, yaygınlaşıyor. Bitkilendirilmiş çatı ve cephelerin de yaygınlaşacağını düşünüyorum. Fakat onun da bir sınırı var. Çok fazla bitkilendirmenin de handikapları bulunuyor, bakımları zor ve maliyetli olabiliyor.

Diğer taraftan cephelerin inceleceğini tahmin ediyorum. Şimdinin 20-30 santimetre kalınlıktaki duvarları belki 5 santimetre kalınlığa inecek. Bu da, yoğun şehir dokusunda, yer kazancı dolayısıyla büyük bir avantaj sağlayacak. Kalınlık azalacak ama performans yükselecek.

ÇATI VE CEPHE: Kişisel olarak form ve malzeme olarak tercihleriniz ne yönde?

MUSTAFA ÖZGÜNLER: Ben doğaldan yanayım. Mesela uzmanlığımın yangın olmasından dolayı biraz da şakayla karışık, beni hep ahşap düşmanı olarak görürler. Ama ahşabı çok severim. Keşke her yer ahşap olsa. Ahşap malzeme, yanmaz denilen birçok malzemeden daha fazla yangına dayanıklı. Fakat bu tabii ki yangın merdiveninin ahşaptan yapılması gerektiği anlamına gelmiyor. Doğal malzeme kullanımını ya da birleşiminde doğal malzeme olan yapı elemanlarını tercih ediyorum. Ama doğal malzemelerin de maalesef belli sınırları ve ömürleri var. İhtiyaç doğal malzeme ile karşılanamıyorsa elbette ki endüstriyel ürün kullanılacak, bu kaçınılmaz...

Çağı yansıtan cepheleri beğeniyorum. Yani hangi çağda yapıldıysa o çağa uygun cepheler hoşuma gidiyor. Özellikle geçmişi veya geleceği taklit eden cepheleri ise beğenmiyorum. 100-150 yıl öncesinin cephe tipini bugünkü teknolojik malzemelerle yeniden taklit etmek pek mantıklı gelmiyor. Çelik bir binaya kemerli pencereler yakışmıyor.

Diğer taraftan Zaha Hadid ve Gaudi’nin organik mimarilerini de seviyorum. Yani cephede “uçulabilir”. Uçabilmesi sakıncalı değil ama tüm fonksiyonel ihtiyaçları da karşılaması gerekiyor.

Konfor ihtiyaçları doğal yöntemlerle halledilmiş binalar da hoşuma gidiyor. Yüksek yapılarda konfor ihtiyaçlarını minimum enerji ile çözmek çok zor. Ama bazı yüksek ve estetik binalarda bu çok güzel başarılabiliyor. Bir de abartılı derecede büyük yapıları sevmiyorum. Kentsel dönüşüm maalesef buna kapı açtı. 5 katlı binalar yıkılıp 25 katlı binalar dikildi. Bu yaklaşım şehri de öldürüyor, insanı da öldürüyor.

ÇATI VE CEPHE: Bir akademisyen olarak çatı ve cephe sektörünü ve malzeme üreticilerini nasıl görüyorsunuz? Üniversite-Sanayi olarak ilişkileriniz ne düzeyde?

MUSTAFA ÖZGÜNLER: Sektör ile üniversitenin hep iç içe olmasını savunanlardanım. Üniversitede maalesef yoğun akademik ortamın içinde pratikten kopuyoruz. Bu akademik çalışma içinde, hiç şantiye görmemiş birçok hoca vardır. Bunun çözümü de sektörle beraber çalışmak. Çünkü sektör yaşayan bir organizma. Bunu yapmazsa batar, bir şeyin doğrusunu bulmazsa yaşayamaz. Akademik hayatta bir şeyin sonucu olumsuz çıksa da o bir sonuçtur. Ama sektörde olumsuz çıktığı zaman o bir sonuç değildir, o durum iyileştirilmeye çalışılır. Dolayısıyla sektörün üniversiteyi, üniversitenin sektörü desteklemesi gerekiyor. Bizde maalesef bu bir dönem kopmuş. Şimdi şimdi özellikle derneklerle, üniversitelere kurulmaya başlanan tekno kentlerle işbirlikleri artıyor. Sektör de bu alanda yaptığı masrafların olumlu bir şekilde geri döndüğünün farkına vardı. Mesela eskiden ufak bir deney yapmaya çalıştığımızda bir şeye ihtiyacımız olduğu zaman, bir firmadan istediğimizde gelmezdi. Gidip nalburdan alırdık. Bazı malzemelerde hala o zorluğu yaşıyoruz ama çoğu malzeme grubunda, üretici firmaların sağduyuları sayesinde bu durumları aştık.

Ayrıca doktora ve yüksek lisans çalışmalarını sektördeki profesyonellerin yapması da çok daha hoşuma gidiyor. Onlardan güncel sektör bilgilerini öğreniyoruz, onlar da bizden akademik bilgileri öğreniyorlar. Benim çok sevdiğim bir çalışma yöntemi.

ÇATI VE CEPHE: Cephe ya da çatıda son dönemde dikkatinizi çeken inovatif malzemeler var mı?

MUSTAFA ÖZGÜNLER: İlgimi çeken çok inovatif malzeme olduğunu söyleyemeyeceğim fakat bu anlamda iyi malzemeler de hiç yok değil. Mesela fotovoltaik panellerle bütünleştirilmiş kiremitler, gerektiğinde opaklaşan cam sistemleri, kuş yuvaları olan kiremit birimleri, yağmur oluğu ile bütünleştirilmiş cephe elemanları son dönemde ilgimi çeken ürünlerden bazıları.

ÇATI VE CEPHE: Uzmanlık alanınız olan yangınla ilgili değerlendirmeleriniz nelerdir?

MUSTAFA ÖZGÜNLER: Son yangın yönetmeliğine cephelerle ilgili tanımlar girdi. Fakat o kadar çok yeni ürün ve sistem çıkıyor ki yönetmelik maalesef şu anda sektörün ilerlediği hızda ilerlemiyor.

Cephe malzemesi alanında bazı büyük firmaların ürünlerinin deneyleri yapılmış ve sertifikaları var. Diğer taraftan bizde daha tam anlamıyla bitmiş malzeme kullanımı yaygınlaşmadı. Birçok binanın cephesi şantiyede oluşturuluyor. Dolayısıyla şantiyede bitmiş yapı elemanlarının yangın açısından deneyi de yapılamıyor. Şu anda Türkiye’de sertifikalı iki laboratuvar var. Yangın deneylerini birebir yapıyorlar. Türkiye’deki cephe yangınlarının artmasının sebebi yalıtım malzemelerinin hatalı seçimi. Bazı yalıtım malzemelerinin dünyada birçok yönetmelikle yüksek binalarda kullanımı yasaklanmış durumda. Ama bizde aralara o malzemeler sıkıştırılıyor. Diğer taraftan çekirdek duvarın yanma durumu şu ana kadar gördüğümüz yangınlarda olmadı. Özellikle ısı yalıtımı malzemesi üreten firmaların yangını da çok dikkate almaları lazım. Alıyorlar tabii ama daha güçleri yetmiyor. Eskiden F sınıfı olan malzemeler şimdi koyulan takviye malzemelerle C’ye kadar çıktı.

Yönetmelikte çok eksik olduğunu söyleyemem ama pratik bilgi eksikliği çok. Çoğu insan bu bilgileri tecrübesi olmadığından uygulamıyor. Cephe yangınlarının çoğu da bundan çıkıyor. Bu kapsamda nitelikli eleman yetiştirme anlamında derneklere ve sektör firmalarına çok iş düşüyor. Üniversitelerde mimar, mühendis yetişiyor ama ortada çok usta yok.

ÇATI VE CEPHE: Cephenin kente etkisi sizce nedir?

MUSTAFA ÖZGÜNLER: Teknoloji ile kentsel kimlik kaybolmaya başladı. Teknolojik malzemelerin yaygınlaşması bazen kişiliğin kaybolmasına neden oluyor. Bakıyorsunuz İstanbul’da hangi binalar varsa aynıları Antep’te de var. Londra’dakiyle Adana’daki aynı olunca kentlerin kimlikleri de tektipleşiyor. Çelik ve cam karışımı yüksek binalarda yerel malzeme kullanılmadığı için yerel kimlik kayboluyor. Tamam küreselleşmek önemli ama insan yerel kimlikten bir işaret de istiyor.

Bir de biz eskiyi korumayı hiç beceremiyoruz. Birçok ülkede bu geçerli ama tarihlerini koruyorlar, belli yerlere dokundurtmuyorlar. Ama Türkiye’de her yerde her şey yapılabiliyor.


 


İlginizi çekebilir...

Doğuş Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Mimarlık Bölümü Başkanı Prof. Dr. Semih Eryıldız: 'Çatı ve Cephe, Yenebilir Bitkilerle Kaplanmalı'

Doğuş Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Mimarlık Bölümü Başkanı Prof. Dr. Semih Eryıldız, 'Cephe ve çatının özellikle '˜Yenebilir' b...
1 Şubat 2018 Perşembe

Prof. Dr. Nihal Arıoğlu: "Önce İşlev"

Cephenin, öncelikle yüklendiği işlevleri yerine getirmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Nihal Arıoğlu, "Cephe tasarlanırken de bu işlevleri yerine ...
5 Haziran 2017 Pazartesi

AE Mimarlık Yönetim Kurulu Başkanı Mimar Ahmet Erkurtoğlu

Kentsel Dönüşüm kapsamında Kadıköy'de en çok proje üreten mimarlardan birisi olan Ahmet Erkurtoğlu, buna rağmen kentsel dönüşüme en fazla eleştiri get...
5 Ekim 2016 Çarşamba

 

  • Boat Builder Türkiye
  • Doğalgaz Dergisi
  • Enerji ve Çevre Dünyası
  • Su ve Çevre Teknolojileri Dergisi
  • Tersane Dergisi
  • Tesisat Dergisi
  • Yalıtım Dergisi
  • Yangın ve Güvenlik
  • YeşilBina Dergisi
  • Klima ve Soğutma Rehberi
  • Yangın ve Güvenlik Rehberi
  • Yalıtım Sektörü Kataloğu
  • Su ve Çevre Sektörü Kataloğu

©2019 B2B Medya - Teknik Sektör Yayıncılığı A.Ş. | Sektörel Yayıncılar Derneği üyesidir.