
Emre Ünaldı
Cephe Sanayici ve İş İnsanları Derneği (CEPHEDER) Başkanı
Yapı sektörü, bir ülkenin yalnızca fiziksel çehresini değil; aynı zamanda ekonomik dinamizmini, istihdam kapasitesini ve toplumsal güven duygusunu doğrudan etkileyen stratejik bir alandır. Türkiye’de bu sektör, doğrudan Gayrisafi Yurtiçi Hasıla’nın %6’sını, dolaylı olarak ise %30’unu etkilemektedir. Bu büyüklükte bir sektörün küresel krizlerden, jeopolitik çatışmalardan ve finansal dalgalanmalardan bağımsız kalması mümkün değildir.
Son yıllarda ardı ardına gelen küresel türbülanslar, COVID-19 pandemisi, Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu’daki istikrarsızlık ve Kızıldeniz ticaret rotasındaki güvenlik tehditleri , yapı sektörünü hem arz hem de talep yönlü baskı altına almıştır. Bu yazıda, Türkiye yapı sektörünü bu sarsıntılar ışığında; üretim, istihdam ve maliyetler bağlamında ele alacak ve çözüm yollarını sektörel bir bakışla değerlendireceğim.
1. Üretim: Hammadde Kıskacı ve Planlama Sorunu
Türkiye yapı sektörünün üretim gücü, büyük oranda dışa bağımlı hammaddelere dayanır. Çelik, alüminyum, mineral yalıtım ürünleri, cam ve enerji girdileri gibi temel kaynaklar; küresel fiyat dalgalanmalarından ve tedarik zinciri kesintilerinden doğrudan etkilenmektedir.
Rusya-Ukrayna savaşıyla birlikte sıcak haddelenmiş sac, galvanizli çelik ve doğal gaz tedarikinde yaşanan aksaklıklar, Türk üreticinin maliyet hesaplarını altüst etmiş, termin sürelerini belirsizleştirmiştir. Tedarik zincirinde bir başka önemli kırılma ise Çin’in liman çıkışlarındaki yavaşlamalar ve Avrupa’nın yeşil regulasyonlarıyla gelen kotalardır. Bu koşullarda üretim planlaması yapmak, artık teknik değil jeopolitik bir mesele haline gelmiştir.
Devamını dergide okuyabilirsiniz